İKİNCİ YENİ ŞİİRİN MAHİYETİ


23/6/2009 · Kategori: Elestirilerim

İKİNCİ YENİ ŞİİRİN MAHİYETİ

 

Bugün Modern Türk şiirinin ne’liği tartışma konusudur. Şiir akademisyenlerinden sivil şairlere, modern şiirin şairleştirdiği okur’lara kadar Modern Türk şiirinin başlangıcını ve mahiyetini tartışan, sorgulayan, araştıran ve kavramaya çalışan birçok görüş, şiir ortamının karmaşıklığı ve alaborası içinde ifade imkânı buldu. Bunlar arasında Modern Türk şiirinin başlangıcını Tanzimat şiiriyle başlatanlar kadar Garip’le ve İkinci Yeni’yle başlatanlar da oldu. Hatta yakın geçmişte 80’ler şiirini Yeni Türk Şiiri olarak görenlerin varlığına tanık olduk. Çıkışsızlıktan çıkış arayan manifestolar bağlamında 90’ları milat olarak alanlar da var tabi. Bizi bu yazı bağlamında asıl ilgilendiren, 1950’lerde çıkış yapan ve dönemin eleştirmeni Muzaffer Erdost tarafından İkinci Yeni olarak adlandırılan, kapsayıcı ifadesiyle Modern Türk şiiri denen özgün oluşumun mahiyeti, ne’liği ve bugünün gözüyle taşıdığı anlamdır.

 

Modern Türk şiirini bu gün de hâlâ vazgeçilemez kılan özellikleri nelerdir? İkinci Yeni’nin öne çıkan vasıflarını tartışmadan önce yazısal bütünlük açısından öncesiyle yani Garip’le birlikte ele almak kanaatimizce hakkaniyete daha uygun bir yaklaşım biçimidir.

 

Garip’in Durumu 

 

"Mısracı zihniyet" in tıkandığı bir evrede doğmuştur Garip. Biz bu hareketin öncüsü olarak Orhan Veli’yi gördüğümüz için Hüseyin Cöntürk gibi Orhan Veli tipi şiir diyeceğiz, bu tarz şiire. Orhan Veli tipi şiirin çıkış’ını zorunlu kılan, beylik imge düzeni, beylik şiir söyleyişleri sunan Hece vezninin alışılmış ve kağşamış mısra yapısıyla ortalığı kaplayan egemenliğidir. Garip, Türk şiirinde bir itirazdır. Bu itiraz, kitlesel karşılığını bulmasına rağmen yapılandırılmamış ve bize içeriğiyle yeni bir öz, yeni bir dünya getirmeyen, bizi bir şeye büyük bir şeye sevk etmeyen; geniş, genişletilmiş eski şiir kadar devasa bir yapı sunmayan, cılız, enez, tıkanmaya teşne, vulgarize olmuş, köksüz ve yapay bir itirazdır. Öz ve biçim açısından eski şiirin alternatifi olamamıştır. Ama hakkını teslim etmek gerekiyor: Garip, getirdikleriyle, yenilikçi oluşuyla şiirimizde ilk sivil atılımdır. Şiirimizde modern insanın belirgin hatlarıyla ortaya çıkışına dair ilk işaretleri sunmuştur. Osman Özbahçe’ nin Orhan Veli’nin İşlevi adlı yazısında ifade ettiği gibi Orhan Veli tipi şiirin derdi, Hece özelinde Necip Fazıl’dır aslında. Necip Fazıl’ın şiir ortamındaki yaygınlığı ve hakimiyeti, bir çok şairi, Dıranas’ı, Tarancı’yı, Saba’yı etkisi altına almış, bu durum karşısında Garip, ürün düzleminde Necip Fazıl’ın "şairane"sine karşı bir hücum şeklini almıştır. Müreffeh sınıfların zevkine hitap eden egemen şiir söylemi, Garip bildirisinde de söylendiği üzere, "artık yeni şiirin istinat edeceği zevk" olmaktan çıkarak basit insanın küçük kaygılarının dile getirildiği, bilinçaltının ruhi otomatizm tekniğiyle dökümünün yapıldığı, halkın anlayabileceği, "hususiyeti edasında olan", "manadan ibaret" bir yalın şiir olmak zorundadır. Küçük adamın şiiri haliyle yüzeysel bir dünya sunacaktır okura. Yüzeysel dünya! Evet, burada durmalı. Özbahçe’nin tespitine katılalım: Orhan Veli tipi şiir, meselesi olmayan bir şiirdir. Meselesiz şiir, kalıp sözle, basitlikle, mizahla, bir an’ın sunumuyla tabiidir ki hudutları belli ve dar bir alanda devinecektir. Ancak modern insanın bütün özellikleriyle belirdiği bir şiir olan İkinci Yeni, özgürleştirici bir şiir olduğu için, Garip’in tıkandığı bu yerden şiiri alıp özgün ve vurucu bir niteliğe büründürerek insanlık durumlarının çağıldadığı, dünyanın ve insanın kavranışı bakımından geniş zenginlikler sunan bir yaşantı şiirine, ‘kendini kabartan yaşantı’ya, hayatın tüm hallerinin dile geldiği sahici bir şiire sahip olacaktır.  Çıkışsızlıktan çıkış ürettiği için Garip, İkinci Yeni’nin sebebidir, şeklinde yorumlar yapılır.(özbahçe:2008)

 

Garip bildirisinin iddiasına göre, şiirin hudutları genişlemiştir. Ama bu kadar. Bunun ötesine geçilmemiş, Orhan Veli, son yazdıklarıyla tekrar Hece vezninin dairesine dahil olmuştur. Edebiyat, "yeni bir hayata" kavuşamamış, modern hayat dekoru, geniş açılımlarıyla İkinci Yeni tarafından somutluk kazanmıştır. Garip’in durumunu garip kılan, Türk şiirinde salt tepki olarak kalması, gündelik hayatın mıntıkalarında gezinmeye bir başlangıç teşkil etmesi, basit insanın yüzeysel dünyasıyla sınırlı kalmasıdır. Garip, akl’a hitap eden bir şiirdi ve işleviyle mensupları tarafından çoğaltıla çoğatıla bir oyun olarak kalmış, bundan ibaret sayılmış, kısa bir süre sonra da posası çıkmıştır. Garip’in bizi ilgilendiren tarafı, devasa şiir yapısı karşısında gösterdiği sakınımsız cesarettir. Modern Türk şiiri güzergâhında Garip, bir uğrak olarak yer almış, Büyük Türk Şiirinin serüveninde ilk ve önemli bir aşamadır.

 

Bir İnsan Dramının Varlığı

 

Meselesi olmayan şiiri ciddiye almak zorunda değiliz. İkinci Yeni şiiri meselesi olan bir şiirdi her şeyden önce. Kanaatimizce bir şiire ömür katan temel ilke, temel nitelik, o şiirin içyapısında ve muhtevasında gerçek, kanlı-canlı bir varlık olan ‘insan’ı, tüm boyutlarıyla, günahıyla ve sevabıyla, eksileri ve artılarıyla, tüm zaaflarıyla, şiiri şiir eden bütün araçlar işe koşularak şiirin sınırlarından taşan bir tutumu, bir risk ve cesareti de göze alarak belirginleştirmek, açığa çıkarmak ve ortaya sermektir. Görüşlerimizin temelinde tabii ki Sezai Karakoç’un ‘insansız şiir tez ölür’ fikri var. Bu aynı zamanda her hareketin her şiir görüşünün, her poetikanın temellerinde yer alması gereken bir fikir.

 

Günümüz şiirini merkeze alan tartışmalarda, 2000’ler şiirinin ‘insansız’ bir şiir olduğu ifade edilir.  Bu tehlikeli ifadeyi ve tartışma konusunu tekrarlamakta fayda var: 2000’ler şiiri insansız bir şiire doğru seyrediyor.  Bu tartışmanın göz ardı edilen yönünü buradan ifade edelim: Şu an yazılmakta olan şiir baz alındığında, 2000’ler şiirinin yüzeysel insanın yüzeysel dünyasını ele alan bir şiir olduğunu söylemek istiyorum. Nefsi emarenin şiiri yazılıyor şimdilerde. İnsan altına menfezler açan bir şiir anlayışı bu. Kuruntuların ve sızlanmaların şiiri. Heva ü hevesin şiiri yani. Bu tür tartışmaların konumuz itibariyle İkinci Yeni’yle çok yakın bir bağı olduğunu düşünüyorum. 2000’ler şiiri, şiirde insan unsuru bağlamında, İkinci Yeni’nin, özelliklerini ortaya serdiği modern insanın dünyayı algılayış ve hayatı yorumlayış biçimini sığ ve derinliksiz, yüzeysel tarafıyla ele alıyor. Bu ise düzeysiz ve sorumluluktan kaçan bir şiir oluyor en nihayetinde. Turgut Uyar’ın, yıllar öncesinden İkinci Yeni’nin çok belirgin bir niteliğini ifade ettiği, bugünü ilgilendiren tarafıyla ve daha çok İkinci Yeni şairlerinin meselesi şeklinde görülen satırları dikkate değer bir gerçeği dile getirir:"İkinci Yeni denilen şiirin haklılığı, aşırılığı biraz da bu yüzdendir: Küçük de olsa, büyük de olsa, bir ‘insan’ dramının varlığını gözden kaçırmamak. Gözden kaçırmamak değil,  yaşayıp durmak.

 

Bir insan dramının yeni bir dille ifadesidir İkinci Yeni. Bu insan, 1950’lerde sosyo-kültürel ve psikolojik bir değişime uğramıştır. Gelen yeni değerlerle varoluş dünyasına tutunma arayışı içindedir. Tartışmalı da olsa Edip Cansever’de kentsoylu bir insandır bu, Sezai Karakoç’ta manevi olanın aranışı içindedir. Ece Ayhan’da edebiyata ve tarihe ters açıdan bakan, ayrıksı ve marjinal duran, Cemal Süreya’da erotik bir tutum içinde kadına sığınan, İlhan Berk’te deneyen, deşen, kurcalayan, araştıran ve dil fetişizmi içinde yeni gerçekliklere varan, her dem yeni gözlerle bakan bir çocuk safiyetinde; Ülkü Tamer’de çocukluğun imgeleriyle şiire taşınan bir insan anlayışıdır bu. Modern insanı tüm çelişkileriyle ve her bir boyutuyla ele alan bir şiirdir İkinci Yeni.

 

Topyekün İkinci Yeni’nin en belirgin ortak özelliği, çağdaş gerçekliği esas almasıdır. Çağdaş gerçeklik, konuşma diliyle şiirde ifadesini bulur. Konuşma dili, Tanzimat’tan günümüze şiirde yapılan yeniliklerin temel kalkış noktasını oluşturmuştur. Gelen her şair, ilk önce konuşma dilinden bir yenilik arayışına girmiştir. (özbahçe:2008)

İkinci Yeni şiiri, şiirde insan unsuru bağlamında kadın ve kadına sığınışı düzeyli bir şekilde ele almışlar, basitlik ve sıradanlık yerini seviyeli ve olgun bir imge düzeneğine bırakmıştır. Şiirde kadın unsuru en belirgin biçimde Cemal Süreya şiirinde belirir. Zaten Süreya da bunu konuşmalarında dile getirmiştir:"Erotik bir şiirdir benimki. Sanırım en belirgin özelliği budur." 2000’ler şiirini çoğunluk itibariyle yazılan şiirleri temel alırsak ‘çağdaş duyarlığı’ esas alan şiirler olduğunu söyleyemeyiz. Topyekün görüntü, içe kapanık şiirler yazıldığını söylüyor bize. Toptancı olmamak kaydıyla, çağının şairi olan, çağının duyarlılığını dile getiren şiirler yazılmıyor değil. Geneli itibariyle 2000’ler şiiri, lirik bir sızlanışlar şiiridir. Ancak şiiri "anti-lirik" bir tavırla ele alan bir anlayışı dışta tutarsak, birikmiş bir lirik duyarlığın sığ ifade biçimi, çoğunlukta olan. Yine de 2000’lerde somut, sert, doğrudan ifadeyi önceleyen, konuşma gerekçesine sahip (özbahçe:2008) ve açık anlatımlı bir şiir de yazılmıyor değil. Bunu da 2000’lerin artı hanesine yazabiliriz. 90’lardan 2000’lere uzanan çizgide, ‘saf lirik şiir’e karşı çıkışlarla bu güne kadar gelindi ve şiir, somut bir davranış biçimi olarak sözünü sakınmaz bir cesaretle yazılır oldu. Ne ki bu durum, İkinci Yeni’nin ‘özgürlüğün düşmeyen biricik kenti’ oluşu gerçeğini değiştiremedi.

 

Bunalımdan Arayışa Devinimler

 

İkinci Yeni’nin Garip’ten ayrışan yerlerini söylersek, bu şiirin bir önceki şiirden hem biçim hem öz bakımından farklılaştığını görürüz. Garip’in ‘halkın beğeni’ düzeyini esas alması, şiiri muhtevası itibariyle basitleştirmiştir. Sadece o da değil, Garip’in dil tutumu da parodileriyle ve imgeyi şiirden atma çabasıyla ‘kolay şiir’in önünü açmış, derinlikten yoksun ‘yalın şiir’e sebebiyet vermiştir. Ayrıca buna ek olarak Garip’in ardıllarının ve hayranlarının çoğalması, Garip’i ‘şiir böyle yazılır’ a getirdi, diyebiliriz. Ve böylece şiir ortamı müthiş bir çoğaltım tekniğiyle küçük küçük orhan velilerle dolup taştı. Öz olarak Garip’in ‘insan’ı yüzeysel yanıyla ele aldığını söyleyebiliriz. ‘‘Yazık oldu süleyman efendiye’’ lerle  şiirin, insanı, geniş açıyla, bütün boyutlarıyla derinleştireceğini düşünemeyiz tabi. Garip özelinde Orhan Veli, şiiri, düzyazı yöntemiyle hikâye ve olay metoduyla yazılan, insanı en pespaye yanıyla görünür kılmaya çalışan bir uğraş olarak görmüştür. Orhan Veli tipi şiire en özgün tepkiyi Süreya geliştirmiş, en yerinde ve dikkate değer tespiti Süreya dile getirmiştir: " Orhan Veli kuşağı şairleri şiire kasket giydirdiler, portakal yemesini öğrettiler. Şiiri insan içine çıkardılar. Ama işte bu kadar. Orhan Veli kuşağı şairlerinin şiir metotları düzyazı metodu, hikâye metoduydu. Dilin en olağan imkânlarını olay açısından işlediler…Çıkış noktalarındaki "Esbab-ı mucibe" ithal malı olduğu halde, tamamiyle Türk kaldıklarını hesaba katarsak başarıları da vardır. Fakat başarıları sınırlı bir başarıydı. Çünkü şiiri her şeyden önce şiir olarak ele almak öyle değerlendirmek gerekir."

 

Garip’in hükmünü yitirdiği nokta, Dünyanın ve Türkiye’nin sosyo-kültürel açıdan yeni bir evreye, yeni bir döneme girmiş olması, hayatı yorumlayışta, şehri ve şehirli insanı algılayışta yeni ve çok boyutlu bir değişimin kendini bütün alanlarda hissettirmesidir. Bu değişimi/dönüşümü ilk fark eden Turgut Uyar olmuştur: "Bizim kuşak Orhan Veli’nin ‘Garip’iyle şiirin farkına vardı. Sonra-bu konuda epey konuşuldu ve yazıldı ya- bize İkinci Yeni dediler. Demin sözünü ettiğimiz kolaycılık ve toptancılık anlayışı gereğince. Aslında hiçbirimizin birbirimizin ne yaptığından haberi yoktu. ‘Peki, o arada ne değişti de şiir de değişti?’ denebilir. Şiirin kendi özgül organikliği, yaşarlığı yanında. Demokrat Parti’nin yarattığı para patlamasına değinmek gerek. Para patlamasının getirdiği değerler değişmesine, sarsılmasına. Ben kendi adıma, bir subay olarak Terme’den Ankara’ya geldiğimde büyük bir sarsıntı geçirdim, bir hesaplaşmaya girme gereği duydum. Öbür arkadaşlar da aynı sarsıntıyı yaşamış olmalılar ki şiir değişti ve değiştiği ortama yerleşti. Toplumsal olayların şiirin hızlanmasında ve durulmasında büyük etkisi var kuşkusuz."

Turgut Uyar’ın şiiri, yaşanan bu büyük değişimin işaretleriyle doludur. Bu toplumsal değişim, beraberinde ‘insan’ı algılama biçiminde de değişikliklere yok açtı. Belli başlı kırılmalar, algı farklılıkları yaşandı. Şehirleşme ve köyden kente göç, bu değişimin tetikleyicileri oldular. Orhan Veli tipi şiir, böylece ardıllarının da etkisiyle kendi iç yapısında ve aynı zamanda modern insanın dünyayı yorumlayış biçiminde çıkmaza girdi, yetersizlikler ve tıkanmalar baş gösterdi. Modern Türk şairi bu çıkmazdan kurtulmak adına şiirde yeni arayışların peşine düştü. Garip’in tıkandığı yerden yeni ve özgün bir çıkış gerekliydi Türk şiirine. Daha sivil, daha özgün bir şiirin öncüsü olmalıydı İkinci Yeni şairi. İkinci Yeni’nin derdi neydi?

 

İnsani özün peşindeydi İkinci Yeni şairi. Modern insanın hayata tutunma, sağlam bir kulpa dayanma gibi bir temel arayışıydı bu. Daha doğru bir deyimle, insanın dünyada kendine bir yer edinme arayışı…

 

Orhan Veli tipi şiirin gramatik açıdan girdiği çıkmaz da yeni arayışlara, dil deneylerine kapı araladı. Buna dil-içi imkân arayışı da diyebiliriz. Alışılmadık mısra yapıları, alışılmadık bağdaştırmalar, us’la, anlam’la, kelime’yle oynayarak yeni ifade biçimlerine ulaşma, dilde karıştırımlara(duyularla algıların birbirine karıştırılması), değiştirimlere(deformasyonlara) başvurma, imgeye sonuna kadar yer verme şeklinde biçimsel tutumlar şairin şiir gündemine tekrar girdi. Ve modern şiirin bütün araçları kullanıldı Yeni şiirde. Böylece bu şiire daha ilk çıktığı andan itibaren verilen tepkiler haliyle biçim üzerinden oldu. Günümüz şiirinde tartışılan yenilikçi çıkışların köklerinin İkinci Yeni’ye kadar uzandığını söyleyebiliriz. Bu eski-yeni tartışması, İkinci Yeni şiirin ilk döneminde çoğunlukla biçimsel imkânlar konuşularak yapıldı. Eleştirmen Muzaffer Erdost bu konuda çok tartışılsa da dikkate değer çıkarımlarda bulunur: "Bizden önceki kuşağın getirdiği yenilik, bugün "alışılmış"ın kendisidir. Genç kuşak, işte bu alışılmışa karşı duruyor, sanıyorum. Bunun için de, bizdeki kuşak kavgası, salt eski-yeni kavgası olmaktan kurtulamıyor."

 

Yepyeni bir kişilikler toplamıdır İkinci Yeni. Her şair, yeni gerçeklikle evrene yeni bir bakış getirir. Cemal Süreya’ya göre "kişilik yeni şiir için her şeydir. Yeni şiir davranışında ancak şiirlerini kişiliklerine yaslıyabilen şairler seslerini bugünden yarına duyurabilecek, öbürleri bunca gürültüler, kelime yağmaları, mısra talanları arasında toz olup gidecekler."

 

Şiirde çıkmazdan kurtulmanın bizce biricik yolu, Türkiye gerçeğini de unutmadan insanda derinleşip yepyeni bir kişilikle çıkış yapmaktır. Garip, haliyle bu yeni kişiliğin edebi düzlemi olamazdı. Hem biçim hem de öz olarak büyük bütünün başlangıcını İkinci Yeni, şiirin bütün araçlarını devreye sokarak gerçekleştirecektir.

 

Tecrübeye Dayalı Şiir

 

İkinci Yeni özelinde Modern Türk şiiri, beşeri tecrübeye öncelik vermiş bir şiirdir. Modern şair, günlük hayatın gerçekliğini bir veri olarak kullanır. Eleştiri oklarını günlük hayatın bütününe yayar. Bu bağlamda modern şair, muhkem bir gerçek duygusuna sahiptir ve son derece gerçekçidir. Tecrübenin niteliği de ‘beşeri’ oluşudur her şeyden önce. Burada İsmet Özel’in ‘modern şiir’ üzerine ifadelerini anmak gerekir: " Modern şiir bir edebiyat türü olarak değil, bir yaşantı olarak doğmuştur. Varlığı dünyanın aldığı biçimle, insan kavrayışının niteliğiyle doğrudan bağlantılıdır." Şair öncelikle insanı kavramakla yola çıkar. İnsanın kavranışının, dünyanın hali hazırdaki koşullarıyla yakından bir bağı vardır. Modern şair, ilk önce, dünyaya ilk defa gelmiş olmanın hâliyle-şaşkınlık ve hayretle-bir yabancı gibi evreni temaşa eder. Çevresine bakarak Varlığı anlamlandırma arayışıdır bu. İlhan Berk’te bu, bir çocuk safiyeti, hayreti ve tazeliğinde bir bakıştır. Ancak Berk’e göre dünyada her şey, nesnelerden canlıya, şiire malzeme olmak için vardır. Berk’in dünyayı algılayış biçimi, nesnel ve maddecidir. Onun için her şey, şiirin konusu olabilir. İlhan Berk’te ‘tecrübe’ değil, ‘bakış’ önemlidir. Bu bakış, yukarıda zikrettiğimiz gibi, bir çocuğun dünyaya bakarkenki şaşkınlığı içindedir. Şiirin ve dilin imkânlarını sonuna kadar kullanmış bir şairdir İlhan Berk. Şiirde beşeri tecrübeyi, ‘dil’ üzerinden ve dil’le birlikte yaşar. Cemal Süreya’da ‘tecrübe’, ironiyle taçlandırılmış bir bakışla vardır. Sezai Karakoç’ta, ‘çocuk’ ve ‘anne’ temleriyle kuşanılmış, reel ötesi gerçekliği kurcalamaya dönük bir tavrı içerir. Buysa Necip Fazıl’dan tevarüs etmiştir daha çok. ‘Metafizik çekimli şiir’ tutumu şiir cümleleri şeklinde somutluk kazanır.

 

Şiirde tecrübe, tehlikeyi göze almakla başlar, diyebiliriz. Şiir adına risk taşımayan şiir, masa başı bir şiirdir. Etliye sütlüye karışmayan, mülayim, tamamen dil üzerinden kotarılmış, dil oyunlarına dayalı enez bir şiirdir. Yeni bir tecrübeye dayalı bir şiirin, kaçınılmaz bir durum söz konusu olduğunda kendini yazdıracağını, şairini zorlayacağını söylemek mümkün. İkinci Yeni’de tecrübe, şairin dünyayı ve hayatı anlamlandırma arayışı temelinde gelişir. Daha doğru bir ifadeyle, hayata anlam verme, hayatı yorumlama çabasında belirginleşir ve varlık kazanır. Turgut Uyar’da tecrübe, hayatı yorumlama; kadına sığınma ve böylece sakin bir liman arayışına yönelme doğrultusundadır. Edip Cansever’de anlamsızlığı savunma pahasına da olsa şiir kişileri bireysel tecrübelerine hep bir anlam vermek isterler. Saçma bir dünya içinde olduklarını düşünseler bile Cansever’in ‘insan’ı, kimileri için çıkmaz olarak görülen tutumlarının yanında, yaşama değer veren bir anlam arayışı içindedir. Zihinsel bir şiir değil İkinci Yeni. İsmet Özel’in tabiriyle "Şiiri bir deneyim olarak gören, zihnî bir "maraz" olarak ele alan bir tutumdan tamamen uzaktılar. Zira bu şiiri bizim açımızdan önemli kılan temel nitelik, belli bir insanlık durumunun şiirde vurgulanmasıdır." Modern şair, insan ilişkilerinin ve kurumların oluşturduğu örgütlenme biçimlerinin niteliğini, aslı esasını kavramaya çalışır. Bu bakıştan bu gözlemden edindiği izlenimler, algı biçimleri, şiiri için deyim yerindeyse bir veri tabanı oluşturur. Yaşadığı her tecrübe, şiirinin uçlanmasının sebebi olur. Tecrübeden öğrendiği ilke ve kurallar, hiçbir şekilde zihinsel bir hastalık olarak düşünülemez. Bu bağlamda modern şair, kötülüğün şiirini değil sağlıklı bir damarın izini sürer. İsmet Özel’in de çok yerinde tespitleriyle, "Modern Türk şiiri, geleneğin bir uzantısı olarak önemli ve değerli bir yere sahip olmamıştır. Modern Türk şairleri belli bir insanlık durumunun yükünü omuzladıkları için bu işi başarmışlardır."

 

Sahicilik Arayışları

 

Şiirin ‘kritik’ zamanların sanatı oluşu, bir malumu ilân. İnsan değişirse şiir de değişir. İnsanın yaşama koşulları değişirse şiir de değişir. Bu diyalektik ilişki, insanın algılayış biçiminin değişimiyle yakından bir bağa sahiptir. İnsanın sosyolojik ve kültürel koşullarının değişmesi, beraberinde şiirin de değişmesini getirmiş, bu nedensel bağ, şairin, buna bağlı olarak sahicilik arayışını da gündemine taşımış, ‘sahici şiir’, ‘organik şiir’, ‘sentetik şiir’ gibi tartışmalar hep bu sebep-sonuç ilişkisi bağlamında çağımıza yönelik vurgularla konuşulur olmuştur. Biz sentetik şiir tartışmalarını çağımızdan bağımsız olarak düşünmüyoruz. Şiirde sahicilik tartışmalarını da insanın bir bağ arayışıyla ilgili görüyoruz. İnsan kendi varoluşunu, kendi varoluşunun taşıdığı anlamı ve dünyada tuttuğu yeri bir kaygı konusu yaptığı zaman şiirin risk taşıyan alanına biraz daha yakınlaşıyoruz demektir. İnsanın değerden düştüğü noktada sahicilik arayışları kaçınılmaz hale gelir.

 

İkinci Yeni şiiri, insanın ‘insani’ yönünü öne çıkaran bir şiirdir. Bu alan serüven duygusuyla daha bir genişler. Her şeyin ‘naylon’dan olduğu bir çağ, ‘denge’si bozulan insan, şiirde zihniyet değişiminin habercisi gibidir. Orhan Veli tipi şiir, bu zihniyet değişiminin ilk işaretlerini verir. Osman Özbahçe’nin ifadesiyle Orhan Veli Akımı, ilk büyük zihniyet değişimi olarak görülen İkinci Yeni’nin hazırlayıcısı, zemini olmuştur. Şiir serüven duygusuyla geniş bir hat boyunca modern hayatı tarassut eder. Sanayileşmenin getirdiği sosyolojik değişimi bütün açmazlarıyla yaşayan modern insan, izlenimler ve algı kırılmalarıyla şiire taşınır. Safiyet özlemi değil belki ama sahicilik arayışları, teknolojik imkânların ve kitle iletişim araçlarının yaygınlığı oranında ve içerdiği karmaşayla, şairin temel kalkış noktası olmuştur. Modernleşmenin getirdiği yabancılaşma, bırakılmışlık, anlamsızlık, tutunamama, çıkmaz, nostalji ve umutsuzluk gibi durumların en çok konuşulduğu zemin İkinci Yeni olmuştur.(altıyaprak:2009) Haliyle buradan, bu çıkışsızlıktan çare arayan İkinci Yeni şairi, ‘Çıkmazın Güzelliği’nin farkında oluşuyla insana şiirin geniş ufkunda çok boyutlu bir imkân sağlamıştır. Turgut Uyar özelinde yabancılaşmaya karşı sahicilik, en sağlam tutamak noktası olmuştur.

 

Sahicilik, insanın kendi dilini bulmakla özdeş bir anlama sahiptir. İsmet Özel’in tabiriyle, "İnsanoğlu kendi dilini kullanmadan yaşayamayacağını anlarsa, böylesine ‘critique’ bir durumda sayarsa kendini, şiirle bağ kurar." Şiirle kurulabilecek en sahici bağ da budur zaten. İkinci Yeni şairleri, dünyayla yaralanmış şairlerdir. Dünyayla yaralanmış bir şair için şiir, insana ve dünyaya yeni bakış getiren, yeni bir dünya kuran bir etkinliktir. Hüseyin Cöntürk, Turgut Uyar şiirinin getirdiği dünyayı iyi-kötü bütün yönleriyle ele alan yazısında, "Şairin iyi bir şair olması için bir "dünya görüşü" olması şart değildir. Ama "özel bir dünyası" ya da "dünyaya özel bir bakışı" olması şarttır." der.

 

Turgut Uyar’ın getirdiği ‘özel dünya’, bu şiirin ‘hakikat’le bir derdi olduğunu duyurur bize. Çünkü biz biliyoruz ki, "insan kendi doğrularını dış dünyanın somutluğu içinde bulursa şiire yüz vermez." Şiirin insana yüz vermesi, insanın hakikate olan atılımıyla konuşulabilir bir vasıf kazanır. Çünkü öyle bir dünyada yaşıyoruz ki insan onursuzca insana bağımlıdır ve bu bağ insanı yozlaştıran bir bağ hadi zatında. Çıkar ilişkileriyle kurulan bir bağ bu. Toplumsal kurumlardan devlet biçimlerine insanı insanlıktan çıkaran bir ilişkiler zinciri hakim dünyaya. Bu bağın Büyük Varlıkla olan illiyeti göz ardı edilmiş, insanın hakikate bakan yüzü törpülenmiştir. Ama bizim gözümüzde şiir, burada İkinci Yeni şiiri, insan için, insanı sahicilik arayışına yönelten tarafıyla büyük bir imkândır hâlâ. İkinci Yeni’nin getirdiği şiirsel dünya, çok çeşitli veçheleriyle insana geniş bir anlam alanı açmıştır. Geniş ve serbest bir alan. " Şiir insan için serbest bir alan olmakla da kalmaz, bu dünyanın karanlık güçleriyle işbirliği yapmaksızın, bu pis zorbalara yaltaklanan insanlar arasında anlaşmaya dayanan, sevgiyi ve ruhça dayanışmayı mümkün kılan bir ilişkiler zincirinin de başlatıcısı olabilir. Çünkü şiir bu dünyada dahi insanın kendini tanıyabilmesini mümkün kılan bir imkândır."(özel:1991)

 

Bu durumda şiirin bittiğinden bahsedemeyiz artık. Şiir böylesi bir imkânı özünde taşıdığı müddetçe ‘şiir bitti’ gibi çıkışlar temelsiz ve gereksiz olmaktan kurtulamayacaktır. Genelde İkinci Yeni, özelde Turgut Uyar şiiri, insanı mesele edinmesiyle sahici ve sorumluluk taşıyan bir şiirdir. Bu anlamda bu insana sahici bir dil kazandırmaya yönelik çabalar, aranışlar, yoklayışlar, yakıştırmalar, insan var olduğu müddetçe tartışılmaya, konuşulmaya devam edecektir.

                                                                                                   (sürecektir)

 

 

 

Mustafa Celep

 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Arkadaşına Gönder! Etiketler :

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:

0 yorum yazilmistir

« Önceki :: Sonraki »