KÖROĞLU ŞİİRİ


21/6/2009 · Kategori: Siirlerim

 

 

KÖROĞLU ŞİİRİ

 

Sana büyük sözler söylemeye geldim

Bu şiirde haddimi aşacağım gür çıkacak şiirim

Mutlu aşk vardır bunu bağıra bağıra söyleyeceğim

Ben ikinci bir hayata inanıyorum dünya yaşanacak

   bir yer değildir

Beş ekmek beş domates iki biber ve

   dört kitapta yeri olan duru ve yalın gerçeğin yanı başında

Geçilen sokakların, Salacak’ın Doğancılar yokuşunun yanı başında

Tutulan bakışların uzun ve boğuk yanı başında

Durun burada bir dünya var ! Akan kanın yanı başında

Gel sarılalım saçlarının yanı başında

Sobanın, kalemin, içilen çayın yanı başında

Annem ağlıyorsa ağlayışının yanı başında

n’oluyor ya hu diyorsam şaşkınlığımın yanı başında

Bütün hesapların dışında , ayazda, Mola tesislerinin yanı başında

Sesim çarpar şehrin aynalarına, trajedyalarda ve monologlarda

Romanlarda, iletişim kitaplarının, metroların, kişisel gelişimlerin yanı başında

Ben gülüp geçerim dünya gerçeğine, dünya beni ırgalayamaz

Bir ilgi bulurum yine de Berki ile Pamukova arasında

Berki beni ırgalar Haliç ve Mostar ırgalar beni

Sayın Mustafa Celep der geçerim dünyayı bir adım ötemdir

Sana büyük sözler etmek için geldim bu dünyaya

Bu dünyanın yanı başında sözümü söyler geçer giderim

Ben bir büyük macera için geldim bu dünyaya serüven biter

   geçer giderim

Sizin yorgunluklarınız ne umrumda

Sizin yılgınlıklarınız, öfkeniz, kininiz ve kibriniz ne umrumda

Umrumdadır Karakoç mesela Diriliş

   bir büyük maceradır ruhta

Ferhat değilim değilim mecnun ama

   köroğluyum sevgilim

 

Ben bu dünyaya sana büyük sözler söylemek için geldim

Geldimse bu dünyaya

Dünya bir yer değildir sessizliğin kıyısında

Gözlerinde asılı kalan hayata çarpıp durur sözlerim

Korkma sönmez gözlerindeki dünya

Gittiğin şehirlerin kıyısında

İhmal edilmiş çocukların ihmal edilmiş kıyısında

Kuramların, teorilerin, ilaçların kıyısında

Somyanın, sofanın, masaların kıyısında dünya

   bir yer değildir

Umrumda değildir sizin taptığınız makineler taptığınız

   fetişler dolusu dünya

Benim damarlarımda yaşanır yaşanacaksa eğer dünya

Terk eden sevgililer aslına geri dönecek

Çocuklar çocuk olduğunu anlayacaklar burada

Savaşın kıyısında onlar daha bir kavrayacaklar dünyayı

Dünya bir kelimedir

Her şeye yazı olarak bakarım ben

Dünya yazılacak bir yerdir

Şehrin kıyısında bekleme gir içine yoğrul onunla

Susmayan silahların susmayan kıyısında

Bombaların ucu bucağı olmayan kıyısında

Bir imge bence patlayan bir şeydir

Dünya çatlak sesler kıyısında yaşanacak

   bir yer değildir

Benim çatlayan damarımın yanında

Dünya içi boş ve kof bir şeydir

İçi oyuk adamlar dolaşır ortasında

Kelimelerimi geri istiyorum dünya heeeeyyyy!

Sana büyük ve haddimi aşan

Sıkı sözler getirdim

 

Köroğluyum ben dizginlenemez bir duyarlık ustasıyım

Heyheylenirim dayanılmaz bir güzellik karşısında

Dünya yaşanacak bir yer değil bakılacak bir yerdir

Sizin makinelere kulluğunuzu onaylamıyorum

Sizin vitrinlere sizin ekranlara sizin şölenlere sizin eğlencelere

  dayanılır bir kösnülük içinde baktığınızı sizin sızılarınızı

Sizin arabalarınızı sizin konformist tavrınızı sizin görkemli

  bir yer olarak hayatınızı sizin evlerinizi sizin

  kompartımanlarınızı sizin asansörlerinizi sizin

  boşluğunuzu sizin prenslerinizi sizin krallarınızı

  sizin bunalımlarınızı sizin apartmanlarınızı

Bin kez söyledim yine söyleyeceğim putlarınızı putlarınızı

  putlarınızı

Onaylamıyorum haddimi bilmiyorum onaylamıyorum

 

Benim sabrımı zorlamayın siz

Benim öfkemi taşırmayın siz

Benim kelimelerimi benim cümlelerimi

   eğip bükmeyin siz

Sizin görüntülerinizin etkileyiciliği sizin şovlarınızın şaşası

Umrumda değil siz yine de benim karşıma çıkmayınız

Bir köroğlu gelir bir köroğlu gider

Benim sesim kalır üzgünlüğüm kalır

Fırında ekmek pişiyorsa sıcaklığım kalır

Sevgilimin elinden tutuşum kalır dünyada

Dünyada bir adam konuşur sesi kalır şiirleri kalır

Gel sarılalım köroğluyum sevinişim çapkıncadır

Köroğluyum dizginlenemez bir duyarlık ustasıyım ben

Dünya sevişilecek bir yer değil savaşılacak bir yerdir.

 

Köroğlu bu, savaşın tam ortasından seslenir

Uyumsuz, göçebe ve yapayalnız bir köroğludur bu

Hayalperest değil hayatperestir

Yapayanlış olanların muhibbi değildir

Kitap okur, çay içer, öğüt verir ve gezer

Hayat karşısında vakarlı ve sevecen

En sevdiği kelime mahrumiyettir.

 

Âşık olan, kavga eden bir köroğludur bu

Tiranların zulmünü yazmak için kalemini yontuyor

Büyük ahlâka inanır ve güvenir sevdiğinin

    Sevdiklerine, sevdikleri safiyet özlemindedir

Mostar’a ateş açanlara ateş açacak.

 

Benim bir bildiğim var, dünya

   savaşılacak bir yerdir, cedelleşilecek bir yer

Ben bu masadan kalkıp yürümek istiyorum

Bu masadan bu odadan kalkıp caddelere

Bu masadan sokaklara

Bu masadan tehlike odalarına

Bu masadan kölelere ve zulme

Bu masadan Filistin’e ve zenci kanına, zenci kanından

   yükselen medeniyete

Bu masadan metrolara ve gökdelenlere

Bu masadan Mesnevi’ye ve Mescid-i Nebeviye

Bu masadan Kudüs’e, Şam’a ve Bağdat’a

Bu masadan dünyanın merkezine

Bu masadan Saraybosna’ya ve Mostar köprüsü’ne

Bu masadan yakılan el yazmalarına ve kütüphanelere

Bu masadan millete, nabız vuruşlarının

   kalp atışlarının duyulduğu yere

Köroğlu bu, savaşın kalbinden sesleniyor

Köroğlu bu, Türkçenin kalbinden konuşuyor.

 

Köroğlu tiranların zulmünü anlatmaya devam ediyor

Herkeste bir ömer öfkesi dolaşır durur bu dünyada

Tek bir tekbir sesi dolaşır durur bu dünyada

Benim devrime inanışım dolaşır durur bu dünyada

Benim haklılığın sesi oluşum dolaşır

   durur bu dünyada

Ece Ayhan’ın haklılık inadı, Karakoç’un dirilişi, Âkif’in sesi

   dolaşır durur bu dünyada

Fikret’in sızısı, Nazım’ın çığrışı ve büyükbabamın mütevazılığı

Ve dedemin Kur’an okunurkenki titreyişi ve ağlayışı

   dolaşır durur bu dünyada

Ve kaybettiğim yitirilen dostlarımın üzüntüsü dolaşır

   durur bu dünyada

Ve Nerval’in intiharı ve sokak lambası ve

   hüzünlü bir ayışığı dolaşır durur bu dünyada

 

Ve sesi ve sesi ve sesi

    en çok sesi kalır ölen ağabeylerimin

Mütedeyyin duruşları kalır bu dünyada

Köroğlu bunu bilir bunu söyler buna inanır

Köroğluya göre dünya, darası alınmamış bir öfke

Devrime inanmış bir intikamdır.

 

 

Mustafa Celep

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler :

KEMİK SESLERİ


27/9/2008 · Kategori: Siirlerim

KEMİK SESLERİ       

 

 

Senin koşmana bakıp yaşamaya özendim

Evlerden bahçelere indim yani toprağa yani olgunluğa

Toprağın konuşması dehşetli olur dediler inandım

Bir de şuna inandım senin yürüyüşün var ya özenip durduğum

Tabakaları kırışın bir tasarım halinde düşünüp durduğum

Düşünüp durduğuma inandım şarkılar söyleyişin üniversitede

Benim lisede kitaplardan topluluklar kurduğum Belensağır tepelerinde

Daha birçok tepede Ankara’da Yeditepede yaşayıp durduğum

Bütün bunlara inandım sen olduğun için ellerin olduğu için inandım

Ellerinin çalışkanlığına inandım bir de var gizli gizli ağlayışı annemin

Babamın terki dünya eylemesi şiiri İsmet Özel’in

Bir de Akif’in şiiri bir de rahmetullahi aleyh Musa Efendi

Hüdayi tepelerinde kendimi bulduğum bir de dirildiğim!dirildiğim!

Bir de var Allah ve Peygamber sevgisi köklerimi tutuşu Baki Efendinin.

 

Yaşamak güzel değil mi sevgilim alnım parıldamak istiyor

Alnım tutulup savaşmak istiyor alnım koşmak alnım bağırmak

Alnım sarılmak alnım eğilmek alnım koşmak alnım yürümek

Alnım yaşamak alnım gürleyip çağlamak istiyor alnım susmak

Hiçbir kelime kalmayıncaya kadar susmak

Hiçbir mermi kalmayıncaya kadar silah ve kan

Ve döşeklerin öldürücü karanlığı ve susmayıp bağırması Nazım’ın

Ve kulağımda binyıldır çağıldayan şairlerin coşkusu

Bağırıp savaşan,kalkıp yürüyen ayak sesleri

Ve hareket!Topçu’dan bize doğru gelenlerin tutkusu

Ve kin ve nefret kusan mekanik uğultular

İşte bu yüzden koşmana bakıp özenişim başkadır

Alnımda ateşler!işte bu yüzden!çarpışan atların kemik sesleri!

Akif’e durup durup özenişim bu yüzden

Bütün bunlara inandım savaşsız düşünemiyorum alnımı

Senin koşmana bakıp yaşamaya inandım.

Senin koşmana kurşun yüklü ve kederlenmeden

Senin koşmana sessiz yalın ve üzülmeden

Senin koşmana dehşetli çağıltılı ve yürek ağrısıyla

Dinmeyen uğultuna dinmeyen akışına

Yeni cenkler buldum

Yeni sesler sunacağım.

 

Mustafa Celep

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat

TABANCALAR!BIÇAKLAR!ANTİDEPRASENLAR!


27/9/2008 · Kategori: Siirlerim

 

 

TABANCALAR!BIÇAKLAR!ANTİDEPRESANLAR!

 

Sırat görmüş yüzünün çığlığıdır sokaklarca çoğalan

Henüz dillenmemiş yaralarım var ben tek başına adam

Durun konuşsun sesi kalbimin durun konuşsun

Böyle somurtkan bir dünya görülmemiştir

Esridi ömrüm bir tanımı olmalı diyorum

Aktım rezil salonlardan çevik toynaklarca

Bir kadının aşkına mil çektim,büyük uykular

      Devirdim rüyalarına

Deyin bana  yokuşun gürültülü yerinde

Aşka ağır yürüyen bu yorgun beden kimin?

Kundağında beslendiğim intihardı,onun da eskittim yüzünü

Ben bu şehrin düşünü bozan biriyim,yanılgım büyük

Ateşe ok bulmalı,yüreğe mızrak

Hayata şarkı bulmak gücü nerede?

Bulmalı onu da,her gün çarpa çarpa çoğalmanın,artık onu da bulmalı

Kelimenin ucunda

Yüreğin ucunda

Dünyanın ucunda

Deyin bana deyin,şifa mıdır ki şehre kanamak

Koşarak koşarak koşarak

Buramda at koşturan,buramda yorgun ordular

Hey!süngülenmiş kızlar!tabancalar!bıçaklar!antidepresanlar!

Terkimde ölü bir kızın gölgesiyle orda bitkin orda yorgun bir adam

Yangın yeri değil burası

Burası destan yeri

Hayatın damarları dikiş tutmuyor yani ne çıkar bundan

Siz anlamasanız da ben göçüp gideceğim

Koşacağım güneşin altında nefes nefese

Çarpışan bir sesim var,bir savaşın ömrüne müsavi

"yirmi birinci yüzyılda yirmi bir yaşında olmak işte sebebim"

bu nasıl bir terk ediştir bu nasıl hançere bu nasıl

yıldızlar akıyor kıvrımlarından ve ses ve öfke

ben bir acıydım,saraylar deviren dilime yokluk sürdüm

başaklarca çoğalan coşkunun göklerinde

buraya kadar dedim işte buraya kadar

ruhumu kışkırtan güllerin ömrü bu kadarmış.

 

 

Mustafa CELEP

 

 

Yorum (1) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat

1000x1000


17/4/2008 · Kategori: Siirlerim

 

 

                     

 

                            1000X1000

 

babamın 1000x1000 genişliğindeki kabrinden geliyorum

babamın 1000x1000 büyüklüğündeki tutkusundan

ululardı babam Tanrı’yı her seferinde buna tanığım

size haber veriyorum derdi turfanda her şey yaşanası ve dipdiri

size büyük bir çoğalmayı haber veriyorum

tenevvü eder her şey her daim bu kainatta

kara kara taşlıklardan geçerek babamın kabrine vardım

ruhum ki fırtına,kara oğlu lodosun,geçtim kabrinden

dünyevi kaygılar bulanık bir nehirdi akıyordu,geçtim kabrinden

kitabı ve kalemi geride bıraktım,geçtim kabrinden

bir adam caka satıyordu,bir kadın maaşını düşünüyordu

bir bardak doluyordu,bir duvar boyanıyordu,bir şiir yazılıyordu

bir çocuk seviniyordu,bir çiçek açılıyordu ,bir soba yanıyordu

bir şehir ıssızlana ıssızlana yoğun ve yorgun toprağa düştü

babam hay!hak! deyip yeniden doğumunu muştulayacak mıydı

kasaba yıkılacak mıydı üzüntüsünden,yağmur yağacak mıydı

güneş vehimlerimi aydınlatacak mıydı

döşümde bezginliğin ölüsünü kovacak mıydı rüzgar

ne edip ne cemal ne sezai ne ismet ne cahit

arıtamayacaklardı şehri putlardan şehir muhkem kaleydi

yenilmez orduların tutkusuyla geçtim kabrinden babamın

işgüç sahibi değildim geçtim yorgundum karanlıktım geçtim

tek kişi olmanın genişliğiyle geçtim

üsttekiler alttakilere sağır,geçtim kabrinden

düğünsüz sevinçsiz kara karaydım,geçtim kabrinden

perdeleri sonuna dek açtım sabahın üstüne basa basa geçtim

geçtim gecenin içinden tınılar sesler ezgiler bırakarak

keder bana göreydi sevinci yırtıp attım

babamın 1000x1000 genişliğindeki kabrinden geliyorum.

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat

DİLİMİ BOĞAN BİR HARF


11/1/2008 · Kategori: Siirlerim

 

 

 

 

DİLİMİ BOĞAN BİR HARF

 

Çözüldüm

Çarpık yürekler hülya olamadı bana

Esrik kaldım nice zaman

İhanet ettiğim ölülerin gölgesinde

Kaldım taraçasında güzün kaldım pas tutmuş ruhumun sağnağında

Ey tohumu benden saklanan

Sen ey bir yılgıyla geçen bir ermişin kanından

Beni kargışla

Yüzümde küfü kalmış bir yasın çoğalan çarpıntısıyla

Bana bir hayvan yarasının güzelliğini göster

Bu kilden sabah bu tortusuz güz akşamları

Aşktan iz kalmış avuçlarımdan taşırdı beni

Taştım dilimin boğumunda kalan,dilimi boğan bir harften

Felç olmuş,inildeyen yerlerime muska taktım

Çakıltaşları arasından çekip çıkardım kılıcımı;işte al

İşte sana nalına yıldızların iz bıraktığı atım

Şimdi bu közlenen bakışlarıma aşkın iliştirdiği sancı

Temmuzun kuyusunda yankılatsın beni

Bir kadın parmağının ucundaki çizgi

Örselenmiş yüreğimin kinini tazelesin!

 

                Mustafa CELEP

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat

YÜZÜNÜ KAPLAYAN BİR HANÇERİN SESİDİR


30/12/2007 · Kategori: Siirlerim

YÜZÜNÜ KAPLAYAN BİR HANÇERİN SESİDİR

 

 

Bilinsin her şeyin ortasında güller gibi durduğun

Karanlıkta korkunun yamacını aşarak konuştuğun bilinsin

Yüzünü kaplayan bir hançerin sesidir korkma ve utan

Seni hüznün akbabası dedirten ruhundaki savaştır

Geri dön,zamanın dehlizinde beklediğin bilinsin.

 

Çünkü dirik ve patlayıcı bir güçtür,kanamalı yürektir

Zamanın çarşısında,kalbinin kitabında

Kaybettiğin o güldür,başla konuşmaya

Sahte bir kavrayıştır dünyayı benimseyişin,korkma sesini konuştur

Dünyayı benimserken çağıldayan kalbindeki o sestir.

 

Bana kalbinden bahset tartaklanmış ve özgür

Özümü gürleştiren ruhunda da geçtim

Bana kalbinden bahset,bir halkı çağrıştıran

Sevincin ve neşenin,kitabın ve defterin

Akıp giden sesimin ortasında özüm senindir.

 

 

Mustafa CELEP

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat

HARF VE SİLAH VE AŞK


30/12/2007 · Kategori: Siirlerim

 

Politik Gündem

 

HARF VE SİLAH VE AŞK

 

                                         Kanlı  bir bekleyiş oldum

                                         Hayatın hartasında 

 

Güne esrik başlamanın adını ben koydum

Yorgunum yavrucuğum bu karanlık ve köhne

Şehrin çatısında soluk yüzlü gezinen bendim yorgunum

Bendime dolan sularınla çarpış bir daha ki göreyim nasıldır yüzün.

 

Sen gittikçe temellerim çözülür bir harf düşer döndükçe sen

Bir harf kapı aralarında bir harf açlıkta göçte bir harf

Güç gelir sağlam damarlarında durmak bir harfin

Kanayan bir harftir açtıkça sen geceye yüzünü

Masalara bir harf için özlemini koyarsın dayanılmaz

Unutulmaktan mürekkep bir adamım,kırık bir harfim ben

Sen çarpış harflerimle topla toparla beni çözülmesin temelim.

 

Senin şarkıların da karanlık bir sokaktır ulaşılmaz

Sen ama yavrucuğum şarkılarınla varsın diri bir akış olan

Mağlup neferinle,korkunç güzelliğinle varsın

Kılıcınla,kalkanınla varsın,çarpışan,şarkılarınla varsın

Olma üzgün,olma yorgun,tozlanmış silahımla varsın.

 

 

Mustafa CELEP

 

 

                   

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat

ŞEHRE ÇALINAN YÜZÜM BİRAZ ŞİZOFREN


30/12/2007 · Kategori: Siirlerim

ŞEHRE ÇALINAN YÜZÜM BİRAZ ŞİZOFREN

 

 

Gövdemin perçeminde can çekişen bir taşkınlık

Da ne ola ki denizin dolgun damarları arasından

Adıma konan ağrılar..

Sonra bütün çakıl yüklü dualarım bu acıyla bezenmiş

Tartaklanmış bir memur çocuğuyken sonra bütün aşklarım

Güz yaprakları:adıma konan ağrılar..

Aldırma:şehre çalınan yüzüm biraz şizofren

Doğurgan ve münzevi biraz

Yüzü giderek rüzgarın kanına karışan

Böyledir bu;

Çokluk köpüren yalnızlık ve gövdemin içinde çalkandığı

Hayıflanmak yüzümde ağırlaşır-ken

Şehre her attığım adımda bir yankı şehre ve aşka attığım

Biraz şizofren

Doğurgan ve münzevi biraz.

 

 

Mustafa CELEP

 

 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat

MÜNTEHİRANE


30/12/2007 · Kategori: Siirlerim

MÜNTEHİRANE

 

                     Gecede telaşlı bir şizofren şarkısı

 

Sol yanım tımarhane

Yüzümü tabutlara çivileyen yağmurlardan

Korkunç bir haz duyuyorum

Plastik ayakkaplı gül çocukluğumdan

Tarhlardan,açelya krallığından

Münadi yağmurlardan

Kuzeye çevrik yüzümün

Tabutlara olan saplantısından.

 

Hayatın burasında çorak duran kadınlar…

Hayatın burasında dinç kalmaklığım…

O geceyi korkunç kılan kedi sesleri,

Uzun kargılar eşliğinde yapılan yolculuklar…

Kışa abandım kalkanımla lışın savruk ağzına

Buğulu gençlik şarkıları uzattım sancılı sanrıl damarlar

Çok sesli göçmen kızlar uzandılar boynuma

Güne haz katan bir adımım çoğaldı,çoğaldılar.

 

Derin ev…balkonda çığrışan kargalar…

Ölgün bir taşranın siyah dudaklarından

Yayılan şizofren bağırtıları

Yüzü yırtılmış bir yaşamak yarası bu

Tere batmış pusatı bir çerinin

Sepserin denizler kadar uzak

Mektuplarda bekletilen serinliği bir kızın

Mektuplarda bekletilen topraksı güzelliği.

 

 

 

Mustafa CELEP

 

 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat

YAĞMURUN YARALARI


29/12/2007 · Kategori: Siirlerim

YAĞMURUN YARALARI

 

Dünyada kirlenmemiş sözleri arıyorum.

Issız bir prelüd yüzünün kireç tutmuş kelimesinde

Bengisu kelimesinde Aşk kelimesinde sarhoş

Hörgücünde balyalanan gülüşünde partal

Serkeş bir yıldız kanar keskin gövdesiyle.

 

Dünyada kirlenmemiş sözleri arıyorum.

Tek Sözüm Sen’in,içinde taşkın mizacıyla sözcükler

Ellerin neden aşınır çıvgınına karşı şehrin

Neden pusatında zalim bir güvercin barınır

Ergenliğinde parıltılı güneşler biçimsiz ve sarsak

Yağmurun yaralarını kaldırır.

 

 

Mustafa CELEP

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat

ÇÜRÜR ÖPÜLMEZSE EĞER ÇOCUKLAR


29/12/2007 · Kategori: Siirlerim

ÇÜRÜR ÖPÜLMEZSE EĞER ÇOCUKLAR

 

 

Dünyanın kıyısına sereserpe uzandım

Ağzımın kenarında kemik rengi bir kalkan

Fışkırıp ruhumla tavan arasından sarkan hummalı yelpazede

Aşka mekik dokuyan kaçakçının tavrıyla

Şahdamarım yırtılınca döşümde çakılı kaldım.

 

Çürür öpülmezse eğer çocuklar

İçi kan dolu bir bakraçta sunulur akşam

Yurt ranzalarına ve loş bekar odalarına

Yaralı toynaklarına o güleç yüzlü atın

Durup şarkı söylerim çıplanmış yıldızlarla.

 

 

Mustafa CELEP

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat

YA KUŞLAR KONMAZSA ACILARIMA


29/12/2007 · Kategori: Siirlerim

YA KUŞLAR KONMAZSA ACILARIMA

 

Ölüme seyyar bir körfezin merdivenindeyim

Sıkıca tutuyorum kalbimi ihanet etmesin diye çocuklar

Ki bu şehirde yaşarsam yaşamak yaralar beni

Kötürüm bir kadın gibi tutuklu kalırım geceye

Yalımlanan bunca talandan sonra sana gelemem

Biliyorum uyuyamam geceleri sen olmasan.

 

 

Ölümün dibinde çürümeye meyyal

Özenle kesiyorum yüzümdeki siğilleri

Sen silahlara veda ederken çarmıhı hatırlıyorsun

Yaz geçti bak,ince bir şarkıya başlıyor kuğular

Sen git,çocuklar seni riyada görmesin

Sen silahlara derken çarmıhı hatırlıyorsun

Ya kuşlar konmazsa acılarıma ben n’aparım.

 

 

Mustafa CELEP

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat

BEN AŞKTAN YANA KESKİN BİR HANÇERİM


29/12/2007 · Kategori: Siirlerim

BEN AŞKTAN YANA KESKİN BİR HANÇERİM

 

Kadınların ve erkeklerin arasından geçtim

Hepsi bir tomruğu kaldırıp taşıyordu hayatına

Yaşadıkların tiksindim sarsak ve hırlıydılar

Puslu ve bulanıktı yaşadıklarına sinen şey.

 

 

Yaşadıklarının rengi karşılayamıyordu dünyayı solgunda

Pasif bir erkeklik erkeklerde

Kokuşmuş bir kadınlık kadınlardaki

Bir yerlere varamıyordu sözleri içinde tomurcuklanan cesaret

Cesaretsiz kadınların ve solgun erkeklerin arasından geçtim.

 

Olmaz böyle şey!hepsi vida bunların!

İçi oyuk ve boş bunlar!

Paranın gözü gibi kalpleri var bunların!

Kocaman bir şarkı yaptım onlara aldırmadılar

İşte karşınızdayım dedim yıkın beni.

 

Çarka çomak sokan bir bıçaktır yüreğim

Yıkılmış yüreklerin üzerinden yükselen

Kadınların ve erkeklerin gövdeleri ortasında

Soluk soluğa konuşan ben aşktan yana keskin bir hançerim.

 

Korkma!sağlam bir irade koy ortaya!

Erkeklerin arasında

Kadınların arasında.

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat

ÇILGINLIĞA TEŞNE TANRILAR SERGİSİ


29/12/2007 · Kategori: Siirlerim

ÇILGINLIĞA TEŞNE TANRILAR SERGİSİ

 

                                     "veba gibi bir şarkı"

 

hayatı onaran tanrılar ürüyor

mektuplarımdaki kıymıktan

kederimde salınan ölü kadınlar ve çocukları

beynimin kadırgası çöküyor,içinde kainatlar

içinde yitik uygarlıklar taşıyan

hınçlı tayfalar,içli şehir kızları ve kartacalar

tomruk kaldıran yorgun gövdeler,akbabalar

gebe kadınlar ve esritici karanfiller

aşka ceset taşıyanlar ve piçler

ölümden konuşanlar,ölümü konuşturanlar

umutsuzlar,şarkı söyleyen

şarkısız kalabalık,ayakları nasırlı şizofrenler

 

 

çile görmüş yüzyıllık babalar ve kadınları

paraya tapanlar,şehre yaltaklanan ergenler

kadına tapmaktan sarhoş olanlar

okuldan kaçanlar,ayna kıranlar ve ilençliler

şehrin aralığından mezarlığa bakanlar,okuldan kovulanlar

kendini arayanlar,tanrısız kalabalık

ve fahişeler,göklerden güzellikler biçen

yerin altındaki ırmağın dilinden anlayanlar

kitaplıklarda çoğalan sinemalarda esrik

içe dönük kahraman adamlar

kukla mankenler ve ölüme ve yaşamaya çığırtkan

ölümü koynuna alıp yatanlar

sevgililer,dehşet veren dirimsellik içeren

nehrini coşkunluğa akıtan şairler

derinden kavrayanlar ölümle haklananlar

şirketlerle bıçaklanmış adamlar

özünü arayanlar koğuşturmalarla

zorbalar,yaşamakta incelmiş soylu kadınla

 

 

güle yoldaş güneş yüzlüler ve savaşçılar

hüzünbazlar ve çığlık pazarlayanlar

pazarlıklar ardında düzene yaltaklananlar

bir kadını soyarak kahraman gözükenler

tacir çocukları,durmadan kanayanlar

ablalar,halalar,aşka hoyrat bakanlar

ölümü ayakta karşılayanlar

yüzümü yırtıp çoğalıyor neşesi şehrin

boğuk bir aşktan dökülüyor yıldızlar

 

 

harıl harıl düğümünü çözüyorum bir ihanetin

baharda tutuşmuş coşan kanı kızların

bir kan türküsü ,bir cümbüş sonra

leşime yaraşan bir akşam

ama ah,boynumu ağır demirlerden ağrılı çocukların

elleri tırmalıyor

bir itiraf kanımı çoğaltabilir

bana bir kefen gerek ergenlik kumaşından

tanrım,savaş.

 

 

 

Mustafa Celep

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat

GÖÇEBE


7/12/2007 · Kategori: Siirlerim

GÖÇEBE

 

Karanlıktan çıkıp ıssızlığına sığınmak vardı

Derindir aydınlığın,sessizliğine sığınmak vardı

Ey tuzaktır bakışın bakışın,bin demirden ağırdır.

 

Gövdemdeki orkestradan kanatlanan kuşlar gibi değil bakışın

Uğurladım çelenklerle ben gençliğimi

Çiçeklerle karşıladım kurşun rengi tenini

Bin güvercin hışmıyla aktım kalbinin ırmaklarına

Göçebeyim,uçuk benizli bir çocuğum ki kargışlanır hevesim

Dinç ve diri

Durmak vardı ruhunun harfleri arasında

Umman ol,hırçınlığımı dindir,konuşayım

Şimdi uzaklığın gelip durur kapıma,şimdi fazlasıyla suskunum

Çığrışan atlar gibi şehrin yamaçlarında

Otağ kuran göçebe damarlarım

Çatışır kırgınlığınla

Sonra çağlayışın gelir,çağlayışın iyidir yorgunluğuma

Sabrımdan körelen ıssızlığım gibidir

Göçebeyim,karanlığın iyidir,çocuğum ol,besle beni

Yüzünün berrak sayfalarında aydınlığın iyidir.

 

Karanlıktan çıkıp ıssızlığına sığınmak vardı

Derindir aydınlığın,sessizliğine sığınmak vardı

Ey tuzaktır bakışın,bin demirden ağırdır.

 

 

Mustafa CELEP

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat

İNSANI AŞAN KAN


10/11/2007 · Kategori: Siirlerim

İNSANI AŞAN KAN

 

yıl:2007,kanı kutsadı insan,bir eprimeydi,bir çürüyüş belirtisi

insan konuşmak için evlere sığındı bir yalnızlık ağrısından bir akıl

                                                                                      ağrısından

ölüm sadece bir kelimeydi bir kelime olarak kaldı insanın

                                                                                tanımında

sadece kan konuşuluyordu sadece yorgunluklar

kan konuşuluyordu biteviye sokaklar caddeler boyunca

insanı aşan kanın tanımı yapılmadı insan kanla anıldı anılacak.

 

1.

 

ben yani her günkü yaşamalar içinde herhangi bir adam

sessizce özüme girdim daha çok cedel daha çok vuruşma

                                                                                     olarak

bağırdım yine de beni yalnızlık karşıladı olağan karşıladı her

                                                                                                 gece

her günkü şeyi tekrar etti ben onun kalbinden geliyordum

kırdım saçtım ortalığa çeliğini bir bükülmez bileğim vardı

yalnızlığın çeliğinde haykıran bir ses olarak indim özüne insanın

ben yani her günkü yaşamalar içinde herhangi bir adam.

 

2.

 

ben yani yorgun argın eve dönen evde yaşayan adam

eve döndüm her gün döndüğüm gibi ama kan

renkli resimler halinde odama akıyordu bu da olağan

her şey belirsizlikle taçlanmış herkes kendi işinde ömür

                                                                                      tarumar

her şey normal bu kadar,dağ gibi iradesi yok insanın,her şey

                                                                                          anormal

eve döndüm közde kalmış kızgın bir kılıç olarak

ben yani yorgun argın eve dönen evde yaşayan adam.

 

3.

 

yıl:2007,insanı kan yargıladı,bu da olağan.

 

 

Mustafa CELEP.

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat

bir savaşın dökülüyordu karanlığı ağzımdan


20/8/2007 · Kategori: Siirlerim

BİR SAVAŞIN DÖKÜLÜYORDU KARANLIĞI AĞZIMDAN

 

 

Beni soluksuz bıraktı çağdaş köpeklerin inleyişi

Nefessiz kaldım bir dakika dünyada

Filistin’de bir dakika

Çeçenya’da bir dakika

Kafirin zulmünden bir dakika Irak’ta

Canımın terlerinden şaşalı bir mabet kurdular

Canımın göklere ulanan inlemelerinden

Sonra bıraktım becket okumayı

Dedim şurada ne kaldı pakdil okumaya okuyacağım

Okumalıydım

 

 

Karanlık ile aydınlık arasında

İyi ile kötü arasında

Güz ile yaz arasında

Odalarla sofalar arasında

Savaş ile barış arasında

Şiir ile hikaye arasında

Kitaplar ile kadınlar arasında

Mektepler ile çocuklar arasında

Eşikte kalanların yürekleri arasında

Suskunluk ile üzgünlük arasında

Yataklar ile sokaklar arasında

Gece ile gündüz arasında

Çağdaş

Hep arada kalanların arasında aralıkta duranların

Benim bir tavrım olmalıydı gökleri çağırmaya

 

 

Bir savaşın dökülüyordu karanlığı ağzımdan

Peki neydi o savaş demeyin bir sözüm olmalıydı

Çağların çağlara bıraktığı aydınlıktan geliyordum

Peki neydi peki kimdi başlatan savaşları demeyin

Adı konmamış bir şehir çalkantısı mı neydi

Hem sonra siz niye susuyorsunuz çarkta vida olanlar yani

Bak bu yorgunların savaşı bu da sermayenin

Döngüsel bir savaş birisi diğerinde petrol varilleri

Birinde dünya telaşesi/gök unutulur gider denildi tümüyle unutuldu

 

 

Beni soluksuz bıraktı bu hıncahınç dolu caddelerin kokusu

Sahici arayışlardan uzak kendi karanlığına yakın

Bu amaçsız kalabalık bu soluk ve yorgun olanlar

 

 

Nereye gidiyordu?

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : şiir