ABDULKADİR AKDEMİR YAZDI/MUSTAFA CELEP'İN ÇIKARTMASI


18/11/2009 · Kategori: Mustafa Celep Mevzuu

Mustafa Celep'in çıkartması
Ateş Bandosu isimli ilk kitabındaki ilk şiiri “Çıkartma” üzerinden Mustafa Celep şiirine genel bir bakışta bulunuyor.
18 Kasım 2009 Çarşamba 10:00
 

“Bu inadına direnişim beni güçlü kıl Tanrım

Güvendiğim bir şey değildir aklım” 

Mustafa Celep şiirini yaşayarak yazıyor. İlk kitabının bu ilk şiirinde bu “benim” diyor adeta. Bir çarpık düzenin, yalpalayan gidişatına sağlam bir karşı  çıkışın seslerini ulaştırıyor bize şair. Sırtını yasladığı  makamlar üstü kudretten ilham alarak doğru ve haklı davayı üstleniyor. Kendisinin fazlaca sahiplendiği bir sözle ifade etmeye çalışırsak; hayatın tam ortasında kendisiyle “cebelleşen” eşrefi mahlûkat ile yüz yüze kalmaktayız bu şiirler toplamında. 

Mustafa Celep, Ateş BandosuDinmeyenlerin dillenişi

Çağdaş zamanların kalemli ve yahut “uçan ayakkabılı” savaşçılarının siluetleri mısra başlarında, sayfa aralarında gözlerimize istikamet çizer gibidir.  Celep “ kendini kaybedip tekrar bulanın” kavgasını vermektedir. “Tanrı”dan istediklerini ne olduysa işte tüm bunlar yüzünden diyerek belgelendirmektedir. Evet, bunu da birçok örneğin yardımıyla yapmaktadır. “Cürmün kıskacından uzak tut, zehrinden zehrinden hayatın” mısrasından sonra “cebelleştiği” onca “dinmeyen yarayı” dillendirecektir. 

 “Beni dünyadan uzak tut, aydınlansın yüzüm bildiğim bir şeydir bu

Bu kan çarşıları, bu kısrak tekmeleyip durur topuklarımı

Bu yaşadıklarım, bu kireç rengi alnım, bu kavgam

Bu ihanetler, bu suçlar, bu cezalar, bu mantık, bu mahkemeler” 

Yer yer tekrarlar var

Şair ölmeden önce ne yapabilirimin derdindedir ve buram buram kazanma hırsı kokmaktadır. Hıncını kelimelerden almaya kalkan bir dünya mahkumu “dünyayı konuşurken” elbette sert olacaktır. 

Fakat şuna da değinelim ki Celep’in şiir dilinde önemli yeri olan tekrarlar aşırıya kaçmıştır. Sözüm ona “bu” yaklaşık 90 kere bir ismi işaret etmiştir. Bu denli örnek, sıkıcılığı doğurabiliyor. Dikkatli ve gerçek bir okurun ise muazzam bir makinede arka plandaki vidaların önemini fark etmesi kaçınılmazdır. Bunu burada keselim. 

Çıkartma

Mustafa Celep’in şiirinin orta yerine oturtabileceğimiz bir şiirdir “Çıkartma”. Hitabet ve etkileyici bulunma sınırlarını zorlayan tabirlerle karşılaşmak her şiiri için kaçınılmazdır. 

 “Bu koca koca şehirler ortasında sıkılganlığım” 

Ve yahut 

 “Ben buradayım dostum sense susuyorsun sarsılıyorum” 
 “Secdelerdir beni serinleten bu solgun odalarda -otel odalarında-“ 

“Ben burada kara ıssız yalnızlığımla değilim

Değil sizin sinemalarınıza gitmek

Değil camekânlarınıza bakmak

Boştur bu dünya, değil inanmak inandıklarınıza” 

Bakınız bu reddediş bize sabrın sivrilmiş, bileylenmiş hali olan “gücü” gösteriyor. Şair içindeki konuşmak isteğiyle gerçeğin savunmasını sunuyor ve çoğunlukla yalnızlıktan bahsediyor. Tabi asıl yalnızlığın “Tanrı” ile birlikte olma manasına geldiğini bilerek yapıyor bunu. “Işık ışık bir adam “şeyler” içinde iken maddeye sırt çevirebilmiştir.”Değil sinemalarınıza gitmek / Değil camekânlarınıza bakmak / Değil inanmak inandıklarınıza” derken sebepler katında gerekçesini ise “Boştur bu dünya” diyerek dillendirebilmiştir. Teşhir çağının ve neon ışıklarıyla yıkanan sokakların, cilalanarak pazarlanan maddenin seli önünde bir bent girişimidir bu seyreylediğimiz. 

MUSTAFA CELEPÖlüm sonrası yas

Şahsi olarak mutluluk diyeceği ne varsa vazgeçmiştir Celep. Gülmeye, sevinmeye dair herhangi bir imgeyle karşılaşmamamızı “ölüm sonrası yas”a benzetiyoruz. Kaybedilen onca güzellik, garipliği İslam’ın, insanlığın vurdumduymazlığı ve bölük pörçük bakışlar. “Edirne’den Kars’a Sinop’tan Hatay’a böyle gelir böyle gitmez Türkiye’de”. 

 Şiiri böylece gümbür gümbür okurken; 

 “Bu kırık cam parçaları, bu çantalar bu burukluğum

Bu yorgunluk, bu bıkkınlık tel örgülerden

Bu çaresiz kalmaklığım kendimin ortasında” 

Mısraları ise okuru korkutacak bir çaresizlik sergilemektedir. Tüm söylenenler buraya kadar mıydı? Sorusuna gelip dayanmış gibi görünürken; 

 “Taşmak üzereyimdir bir taşkınlık çıkarmak ırmağın akışında” 

Mısrasıyla kökleriyle tutunmuş bulunduğu gerçeği daha sıkı tutup kaldırmıştır. 

Ve ellerini açmış, tüm sesini gökyüzüne çevirmiş şekliyle “Bir adam durup / Dolgun damarlarıyla / Dünyayı konuşuyor”. Arkasından da değil hem. Yüzüne yüzüne haykırıyor neyi var neyi yoksa dünyanın. “Bu çağda sözümü sakınmayacağım” diyen şairin sağlam durma çabalarını merak ve takdir ile izlemekteyiz. 

Ezcümle Mustafa Celep’te “Bu konuşmak isteği her daim serazat bir coşku olarak kalsın”. Biz de yeni ve güçlü şiirler bekleyelim savaşarak teslim aldığı kelimelerden. 
 

Mustafa Celep, Ateş Bandosu, Ebabil yay. 1.Baskı 
 

Abdulkadir Akdemir Celep şiirine işaret etti.

<_script /> var tmp; tmp = document.getElementById("news_content").getElementsByTagName("a"); for(i=0; i

Yorum (1) Yorum yaz! Etiketler : ateş,bando

CAHİT ZARİFOĞLU HAKKINDA/MUSTAFA CELEP


7/6/2009 · Kategori: Mustafa Celep Mevzuu

Mustafa Celep:

Cahit Zarifoğlu, alışılmadık ve yeni bir şiir yazmıştır her zaman. Zarifoğlu şiirinin okura alışılmadık ve ters görünmesinin temel sebebi, geleneksel şiir algısıyla kolaycılığa alışmış şiir okurunun 'başka' bir şiirle karşılaşmasından doğan şaşkınlık biraz da. Hazır poetikaya uyumlu ve güdümlü okur, bu şiiri fazla soyut ve kapalı bulmuştur. Edip Cansever, 'kapalı şiir yoktur, şiire kapalı okurlar vardır sadece' der. Ben de ilk okumamda yadırgadım bu şiiri. Tanpınar'ın ifade ettiği anlamda eserin 'hava'sına girmekte epey zorlandım. Modern şiirin bir vasfı da budur: muhatabından sabır, hazırlık ve emek ister. Zarifoğlu'nun  'Yunus Emre gibi yazmak istiyorum' sözü çok manidar ve düşündürücü aynı zamanda. Zamanımızı düşündüğümüzde Milenyum Kuşağı şairleri giderek daha kanlı-canlı, daha somut, ne söylediğine odaklanan bir şiir anlayışına vardılar bu günlerde. Zarifoğlu'nun isteği, yalın ve kolay anlaşılır bir şiir tutumunu vurguluyor. Bu, önemsenmesi gereken bir söz bizce. Yaşadığımız dünyada karşılaştığımız olaylar, açık anlatımlı bir şiiri zorunlu kılıyor. Bu, içsel bir zorunluluk haddi zatında. Daha gerçekçi, kemik gibi sert şiirler. Zarifoğlu şiirinin toplamı, zaten bu şiiri bünyesinde barındırıyor. Soyuttan somuta, iç'ten dış'a doğru bir şiirin açılımına ihtiyaç hissediyoruz.

Ama hepsinden önemlisi, 'önce ahlak ve maneviyat'. 

(dunyabizim.com)


http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=1265

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : Edebiyat

ZEMHERİEDEBİYATTA MUSTAFA CELEP İLE YAPILAN SÖYLEŞİ


8/1/2009 · Kategori: Mustafa Celep Mevzuu

ZEMHERİ EDEBİYAT

 /Mustafa Celep, 1979 Sakarya doğumlu. İlköğrenimini Pamukova ilköğretim okulunda okudu. Ortaöğrenimini iki sene Ankara Muradiye Kolejinde okuduktan sonra İstanbul Üsküdar  Burhan Felek Lisesi’nde tamamladı. Üniversite eğitimini Trabzon’da gördü.. K.T.Ü Fatih Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği bölümünden 2005’te mezun oldu. Şiir ve yazıları Yediiklim, Kertenkele,  Kuşluk Vakti, Kökler gibi dergilerde yayınlandı. İlk şiir kitabı ‘Ateş Bandosu’ Ebabil Yayınlarından Ekim 2007’de çıktı. Sakarya Pamukova İ.H.L’de Tarih öğretmenliği yapıyor.

Şiir ve Sorumluluk Makalenizde “Ölüm, intihar ve çıkmaz kelimeleri, şairin sesi ve çağımız söz konusu olduğunda birbirine bir anlam bağı ile bağlıdır. Şairin çıkmazı, çağın çıkmazını imler. Şairin sesi, çıkmaz kaçınılmaz olduğunda, tonu yükselir, a-tonal bir vaziyet alır ve birden birleşir ve önem kazanır. Ölüm ve intihar, çağın rengini verir veya çağın rengi intihara ve ölüme akseder. Şairin görevi bu kaosa düzen vermektir. Çıkmazlara su serpmek, insana bir çıkış yolu önermektir, yine şiirin işaret taşlarıyla olacaktır bu. Şiir umuttur çünkü her şeyiyle ama her şeyiyle.” diyorsunuz gerçekten gerçek bir şiirin hayatı yeniden şekillendireceğine inanıyor musunuz?  Günümüzde bunun işlevselliği ne kadar mümkün?

-MUSTAFA CELEP:
Şiirin, değişime hemen her zaman açık olan kişioğlunu yeniden şekillendireceğine, onun yoğun bir mücadele içindeki hayatına, karmakarışık bir fikirler yumağı olan zihnine biçim ve anlam vereceğine inanmanın zamanı gelmedi mi? Rimbaud gibi hayatın şiirle dönüştürüleceğine inananlardanım. Bu benim gençlik ağrım. Ne deseniz boş. Bu ağrıya indiğimdeyse şiir filiz veriyor, bir gençlik tazeliği sunuyor bana. Şiir insanı yakından ilgilendiren bir sanat. İnsanın olduğu her yerde ise değişim ve dönüşüm fikri vardır. İnsan teki olarak şiirin varlık alanına varlığımızı açtığımızda değişimin kendiliğinden geleceğini söyleyebiliriz. Şiiri okuduktan önceki insan ile okuduktan sonraki insan arasında fark vardır. İşte o değiştiren şiire yöneldiğimizde orada tüm ağrısı sızısı sancısıyla bir çıkmazın çağıltısını duyarsınız. Şiir, kritik zamanların ürünü bir uğraş. Kritik bir zamanın eşiğinde yazılan bir şiir ile muhatap olan okur tüm benliğiyle değişime açık tutmuştur kendini. Hayatın kritik taraflarından sesletilen şiir, ancak bu şiir bize esaslı bir şeyler söyleyebilir. Böylece bu şiirle yaşadığımız hayata dair bazı tutamak noktaları elde ederiz. Yazılan her şiir insan için ve insan adına bir imkândır. Bu imkânın içinden, içinde yer aldığımız hayatın daha dokunulabilir ve hissedilebilir bir vasıf kazanmasını sağlayabiliriz. Hayata ironik yaklaşmak da hayatı ciddiye almak da bu sağlamaya göre bir yere oturur. Umut duygusuna her şeyden daha fazla ihtiyacımız var. Şiir ise umuda dair içinden güç devşireceğimiz bir etkinlik alanı. Günümüzde bunun imkânı ve işlevselliği şiire yaklaşım biçimimize göre değişir. Şiiri iç-dökme olarak görüyorsak iç dökmekle kalırız. Oysa şiirin özgürleştirici bir tutum olduğunun yanı sıra bazı insanca vasıflarımızı çağıldatan bir yönü de vardır. Bu ise her yeni gelen günü yeni bir yüzle karşılamaktır. İnsanca ama insanca.

-Z/E :
Serdar Akdağ bir eleştiri yazısında şiiriniz hakkında “Metafizik değil ruhsal bir gerilimden söz açabileceğimiz söz konusu şiir, ikinci yeninin ardıllarından dize yapısındaki sağlamlıkla da ayrılıyor. Başkalarının boşlukta ve boşunalıkta devam eden ama doludizgin yaşayışlarının ortasında duyulan yaşama sevdası, var olma çaba ve bilinci belli bir özdenetimle, sınanma erki ve farkındalıkla dillendiriliyor” diyor. Sizin ikinci yeniden ayrıldığınız en önemli nokta nedir? Kendinizi hangi kuşağa daha yakın hissediyorsunuz?

-MUSTAFA CELEP:
İkinci Yeni akımının Türk şiirinde Türk şiirinin imkânları içinde yeni bir atılım ve açılım olduğu bir malumu ilam. Zamanının koşullarına göre düşünüldüğünde Garip şiirine bir tepki şiiri olduğu bilinen bir gerçek. Modern Türk şiirine kelimeye yaptığı vurgu, kelimeye kazandırdığı yeni bir şahsiyetle yeni bir söyleyiş getirdiği ustalar tarafından dile getirilmiştir. Benim de her genç şair gibi bu akımdan belli oranlarda etkilendiğim söylenebilir. İkinci Yeni, Türk şiiri için hâlâ bir imkân olma özelliğini koruyor.  İkinci Yeniyi uzun ömürlü kılan nitelikler düşünüldüğünde bu şiirin, insanoğlunun bu dünyada tuttuğu yer ve konumuyla ilgilenen bir şiir olduğunu görürüz. Ontik kaygı özellikle Turgut Uyar şiiri göz ününe alındığında temel bir tutum temel bir tavırdır. Var oluş endişesinin, yazdığım şiirin ikinci yeni ile olan akrabalığını belirginleştiren bir ana akım olduğunu görüyorum. Benim şiirimin İkinci Yeni şiiri ile ayrışan noktalardan çok örtüşen noktalar üzerinden temellendiğini söyleyebilirim. Tabii zamanın koşullarını düşündüğümüzde İkinci Yeniden temel farkım, bu günün konuşmasını esas alışımdır biraz. Zamanımın dilsel açınımlarının sunduğu imkânla birikimle yazıyorum şiiri. Bu günün diliyle nasıl bir şiir yazılır’ın cevabı oluyor bu şiir, giderek bu postmodern zamanlarda bir Türk ağzıyla nasıl şiir yazılır’a evrilen bir konuşma biçimi. Etkilenmeler, esinler söz konusu olduğunda kendimi daha çok 90’lar şiirine yakın hissediyorum. Şiirle ilk muhatap olduğumdan bu güne en fazla beslendiğim kuşak 90 kuşağı 90 şiiri oldu. Bir Şarkdemir şiiri bir Özbahçe şiiri bir Murat Güzel şiiri, bir Hayriye Ünal şiiri, Ahmet Murat ve Hüseyin Akın şiirleri hâlâ daha önemsediğim, hararetle okuduğum şairler. Şiir görüşü olarak da etkilenmişimdir bu kuşaktan. Hüseyin Cöntürk’ ü bu kuşak yoluyla öğrendim,bir Ezra Paund'dan haberli oluşum bu kuşak vesilesiyledir. Hakan Şarkdemir’in Modern Epik Şiiri, Özbahçe’nin Sağlam Şiiri ve Modern Şiirimizin Kökleri, Hakan Arslanbenzer’in Dünyaya Saldıran Şair adlı kitapları dönüp dolaşıp okuduğum kitaplar.  Bu  kuşak İkinci Yeniyi  en iyi özümsemiş bir kuşaktır aynı zamanda. Cesarete dayalı, konuşkan bir şiiri vardır bu kuşağın. Bu kuşağa bir şair-eleştirmenler kuşağı diyebiliriz.

-Z/E :
Şiirlerinizde hayatınızdan izler bulmak mümkün? Yaşadığınızı mı yazarsınız, yaşamak istediğinizi mi? Şiir mi sizi, siz mi şiiri bir yerlere götürürsünüz?

-MUSTAFA CELEP:
Şiir tarafından sürüklenen bir şair, aklın sınırlarını aşar. Şiirin bu bağlamda ağır bir yükü olduğunu söyleyebilirim. İnsan oluşun hallerini, insanlık durumlarını dile getirir şiir. Dile gelen şiir, hayattan yola çıkmıştır zaten. Şiir benim gözümde bir ‘yar sesi’ barındırıyorsa şiirdir. Her şiir bir insan hayatından, belli bir insanlık durumlarından bize bazı işaretler sunar. Biz bu işaretler vasıtasıyla insanlığımıza anlam verir, insanlığımızı pekiştiririz. Şiirin bu anlamda tamamlayıcı bir işlevi var. Tamamen hayattan kopuk bir şiir, ya alışkanlıklara ya da klişelere sığınıyordur. Şiir tarafından sürüklenen bir şair olmak istemem. Şiir de en nihayetinde insan işlerinden bir iştir

-Z/E :
Daha çok muhafazakâr dergilerde göründünüz buradan hareketle son dönem Muhafazakâr şairlerden, bir Baki Ayhan T. , Şeref Bilsel, Veysel Çolak gibi şiir eleştirmenleri yetişmedi. Fakat sizin eleştirilerinize baktığımızda örneğin T.S.Eliot'ın 'Şiirin Toplumsal İşlevi' Adlı Metni Üzerine Görüşler, Sahicilik Arayışından Cümle Kurmaya Zeynep Arkan Şiiri, uyumsuz bireyden meselesiz şiire Cafer Keklikçi şiiri, Hüseyin Cöntürk’ün şiir görüşü gibi makalelerinizde aslında sizin bu eksik kalan eleştiri alanında kendinize yer açtığınız söylenebilir. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Şiirin nabzı’nı eleştiri ile tutmak gibi bir hedefiniz/ projeniz var mı?

-MUSTAFA CELEP:
Yazılan her şiirin günümüz edebiyat ortamında sükût suikastına uğradığını görüyorum. Ben de hasbelkader yazdığım yazılarla bu suikastı yumuşatma eğilimi içindeyim. Şiirin nabzını eleştiriyle tutmak gibi haddimi aşan hedefler koymuş değilim. Elle tutulur nitelikler gördüğümde kendi anlayışıma göre şiir kitapları hakkında yazmaya çalışıyorum. Ancak Zeynep Arkan ve Cafer Keklikçi’nin şiirleriyle ilgili yazdığım yazılarda sonra düşündüğümde biraz fazla yüklendiğimi fark ettim. Arkan’ın son şiirleri beni bu şiir hakkında bir fikir değişimine uğrattı. Sonradan bu iki şiir üzerine farklı bir kanaat taşıdım. Meramımın yanlış algılandığını düşündüm biraz zaman geçtiğinde. Oysa bu iki şiir de taşıdıkları ironiyle ve şiirin kendine mahsus kaliteleri bakımından olumlu olarak düşünülecek şiirler. Bunu ayrıca belirtmekte fayda var kendi açımdan. Bizde iyi insan ile iyi şiir birbirine karıştırıldığı müddetçe eleştirmen yetişmeyecek.  Biz Cöntürk’ten bunu öğrendik. Oysa günümüzde yapılan maalesef bu değil. Apoletlerin ve ödüllerin gölgesi sinmiş edebiyatımıza.  Eleştiride kavramların açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Bunun için de seçik bir edebiyat anlayışına sahip olmak gerekiyor. Şiir ortamının kaybettiği diriliği yeniden sağlamak adına bu yazıları anlayışıma göre elimden geldiğince yazmaya çalışıyorum. Bunun da şiir ortamına belli bir hareketlilik getireceğini umuyorum. Yazılar nitelikliyse kendine yer bulur zaten. Özel olarak kendine yer açma gibi amacım yok. Artık günümüzde eleştiriyi şairler de yüklenmiş durumda. Şiiri bir şairin eleştirmesi, şiire olan yakınlığından dolayı daha avantajlı bir durum arz ediyor. Üstelik bu eleştiri nesnel ölçütler ışığında yapılıyor. Bu eleştiriyi ciddiye almak zorundayız. Amerika’daki ‘yeni eleştiri’ akımının Türkiye’ye Türk Edebiyatına uyarlanmış şekli olan Cöntürk eleştirisi bizim için başlangıç noktası oluşturabilir. Cöntürk şair olmamasına rağmen bu alanda öncü vasfını koruyor. Dergi sayfalarında kaybolmaya yüz tutmuş şiirleri gün yüzüne çıkarmak zorundayız, görünür kılmak zorundayız. Bizim mahallede bu eleştirel çabayı Kertenkele Edebiyat Dergisinde C.Ali Ahmet ve Osman Özbahçe dışında yapan yok maalesef. Bunun büyük bir emek ve çaba gerektirdiğine şahit olduk olmaya devam ediyoruz.

-Z/E :
Yine bir makalenizde“Şiir yazarak ve okuyarak gündelik hayatın eleştirisini yapabilir, gündelik hayatın daha derin bir mahiyet taşıması için şiire gideriz” diye yazmışsınız; gündelik hayatın eleştirisini şiirle yapmak bizi mutlu kılar mı? Ya da şiir olmaksızın gündelik hayatı anlamlandırmaya çalışanların en büyük kaybı ne olur?

-MUSTAFA CELEP:
Şairin şiirinde gündelik hayat eleştirisi ona ister istemez bir konum sağlar. Böylece insan ilişkilerindeki çürümeyi fark edebiliriz. Tepeden elit bir tavır değildir bu.  Ama yoğun bir çatışmayı sıkı bir eleştiriyi içerdiğini söyleyebilirim. Bu durum soylu ve ağır bir duruşla sonuçlanacaktır. Eğer temiz kalmak mücadele etmek istiyorsak gündelik hayatla cedelleşmek zorundayız. Bu cedel bize güç verecektir, enerji verecektir, ağırkanlılık ve sağlam bir tutamak yeri sağlayacaktır. Şiire hayatında hatırı sayılır bir yer açmayan insanların kof ve verimsiz bir durumu kabullendiklerini söylemek mümkün. Millet olarak şiirsizliğimizin sıkıntılarını yaşıyoruz şimdilerde. Zulme uğramış bir şairin elinde tek bir silah vardır: şiir.  Şair şiiriyle bu zulmü dile getirecek, zalime inen bir sille olacaktır. Duruşuyla ve şiiriyle. Her şair öncelikle hayatıyla bize örnek olmak zorunda. Edebiyatın bir edep eğitimi olduğunu düşünürsek şiiriyle bize varlığını hissettiren her şair, sanatında bir düşünce-davranış bütünlüğünü sağlamak zorundadır. Ben yazılan bir şiiri şairin hayatından bağımsız düşünemiyorum. Hayatımızın derin bir mahiyet kazanması şair olarak hayatımızla sanatımızın paralel bir durum oluşturmasına bağlı. Bu durum bizi mutlu kılar mı? Anlamın olmadığı bayağılığın ve sıradanlığın noktasındaysak, hayır. Susmak en çok işimize geldiği bir yerde haykırmak şiirse eğer bu soruya da hayır diyeceğiz. Şair rahatsız biraz da rahatı kaçmış bir insandır. Mutsuzsak bunu da göğsümüzü gererek yaşamak durumundayız. Zalimin muzaffer olmayacağı bir dünya yaşanıncaya kadar…

-Z/E :
Kertenkele Dergisi’nde C. Ali Ahmet hakkınızda yazdığı bir yazıda “Ben onu Modern Türk Şiiri’nin Köroğlu’su olarak görüyorum” diyor ve devam ediyor “Mustafa Celep genç Türk şiirinin en çok umut bağladığımız şairlerinden biri olabilir” dedikten sonra “kanımca tek kusuru biçimde biraz daha tutumlu olmamasıdır” diye ekliyor. Bu görüşlere katılıyor musunuz?

-MUSTAFA CELEP:
C.Ali Ahmet’in her sözünün başımın üstünde yeri var. Ancak şiirde savrukluğun yaşadığımız yüzyılla ilgili bir tarafı var. Karmaşık bir yüzyılda yaşadığımız için ister istemez yazdığımız şiirin de karmaşık ve savruk bir yapısı olacaktır. Şiirimde genel bir savrukluğun olduğunun farkındayım. Coşkuya dayalı bir şiirin, konuşmayı esas alan bir şiirin bir özelliğidir bu: Diri özlerle yazmak. Şiirde dirimsellik içeren öğeler, yüksek sesle yazılıyor oluşundan dolayı belli kalıpları, kalıp sözleri klişeyi alışıldık deyim ve kelimeleri hemen her zaman zorlayacaktır. Dirim yüklü şiirler, bir kalıba sığmayan, hep öne atılmak, konuşmak isteyen şiirlerdir. Şiirde bütünlük unsurunu öz açısından bu bağlamda düşünmek mümkün. İleriye doğru atılmak isteyen bir şiirim var, bunu da esaslı bir tutum olarak şiirde yaşayan insanı yaşanan hayatı temel alışımdan kaynaklanan bir ilkeye bağlayabiliriz.

Z/E :
İnternet ve Edebiyat ilişkisi sizce ne düzeyde olmalıdır. İnternet’in edebiyat’a zarar verdiğini düşünüyor musunuz?

-MUSTAFA CELEP:
İnternetin daha geniş kitleye ulaşmak için edebiyat açısından bir imkân olduğunu söyleyebilirim. İnternetteki edebiyat matbu dergiler göz önünde bulundurulduğunda birçok imkânı içinde barındırıyor. Serkan Işın’ın işaret ettiği anlamda sözlü kültürün içinden gelen bizler, internetin özgürleştirici niteliğinin farkına henüz varamadık, tam olarak internete uyum sağlamış değiliz. Oysa orada bir dünya var eksisiyle artısıyla o dünyaya dikkat kesilmek, o dünyanın sesini duymak gerekiyor. İnkâr etsek de görmezden gelsek de öyle bir dünya var. Çağımızı iyi okumak, ‘gösteri toplumu’nun özelliklerine nüfuz etmek gerekiyor. İnternetin zarardan çok yarar getirdiğini düşünüyorum edebiyata. Kim ne düşünmüş kim ne ile meşgul örneğin çıkan bir edebiyat dergisine o dergide kimlerin ne yazdığına kimlerin iyi veya kötü ne yorum getirdiğine kültür sanat haberlerine siyasi yorumlara varıncaya kadar hemen her şeyin bilgisine ulaşılabiliyor, basit düşündüğümüzde matbuat âlemindeki bir dergi bile internette bir biçime kavuşuyor. Artık şair-yazar kaprislerini bırakalım belli ölçülerde internetteki edebiyata daha sağlıklı bakabilmenin imkânlarını araştıralım.

-Z/E :
İlk şiir kitabınız 2007 yılında ebabil yayınlarından çıktı. Kitabınızla ilgili aldığınız eleştiriler ne düzeyde? Yeni kitap hazırlığı var mı? /

Tanrım zincirlerimi çöz, aşka ışık olayım
Tanrım, göğsümü geniş kıl, konuşabileyim
İşte kapındayım, köz oldum dirilt beni
Bin kez savruldum ergenlik ırmaklarında,
Bin kez yandım da duruldum
Beni konuştur, gönlümü konuştur, dilimi konuştur, gözyaşlarım konuşsun
Toprağına geldim, şarkılarımla geldim,
karanlık erlerimle geldim
Cürmün kıskacından uzak tut, zehrinden zehrinden hayatın
Beni dünyadan uzak tut, aydınlansın yüzüm, bildiğim bir şeydir bu

Çıkartma Adlı şiiriniz için modern bireyin duası diyebilir miyiz? Şiir ne zaman dua yerine geçer? Şairin inançları şiirini nasıl etkilemeli?

-MUSTAFA CELEP:
Edebiyat ortamının üzerine serpilen ölü toprağını düşündüğümüz çok büyük bir beklenti içine girmiş değilim. Sınırlı da olsa belli seviyelerde kitabımla ilgili tepkiler aldım, olumlu veya olumsuz benim için önemli tespitlerdi. Karşılıklı al gülüm ver gülüm ilişkisine dayalı olarak yazılmış yazılar da değildi, bir çete yazıları da değildi mesela, danışıklı dövüş de değildi. Belirginleşen ayırt edici nitelikler gün yüzüne çıktı. Bu ise yeterli idi benim açımdan. Edebiyatın şiirin bir senlik benlik kavgasına dönüştüğü günümüzde çok büyük bir beklenti ya da bir iktidar arayışına girmek bana ters gelen bir şair onuruna da yakışmayan şeyler. Yeni bir kitap hazırlığı var. ‘İnsanı Aşan Kan’ adında ikinci kitabımın hazırlığını yeni tamamladım. Uygun bir yayınevi bulduğumda gönderip yayınlayacağım. Modernizmin belalarına duçar olmuş şairler için şiir bir sığınaktır, dua da bir sığınaktır. Dua da şiir de Allah tarafından bize bahşedilmiş bizim güç devşirebileceğimiz iki alan. Mehmet Akif gibi bir inanç şairi olmayı isterdim. Günümüzde bunun uzantısı olan şiirler yazılmıyor değil. Mesela Kertenkele Edebiyat dergisinde C.Ali Ahmet, Osman Özbahçe’nin şiiri için bir ‘inanç şairi’ nitelemesinde bulundu. Bu haddizatında bir şair için önemli bir vasıftır. Zaten Özbahçe şiiri de Akif’in şiir çizgisinde ilerleyen bir şiirdir. Manevi aleme pencere açmamış her şiirin dünyası yoksul ve verimsiz bir dünyadır. İnancın her şair için tetikleyici bir unsur bir imkân olduğunu söyleyebiliriz. Tersi insan-altına menfezler açmak olur. Bu ağır ve yaralayıcı bir düşüştür en nihayetinde. Şiirde inanç faktörünü Sezai Karakoç’suz düşünemeyiz. Sezai Karakoç’un şiiri bu anlamda verimli bir toprak gibidir. Orada yetişen her çiçek her şair, korunması gereken bir çiçek saygıyı hak eden bir şairdir.

-Z/E :
Cevaplamaktan en çok zevk aldığınız soru nedir?

-MUSTAFA CELEP:
Hayatın hayhuyu içerisinde odalardan odalara girip çıktığımda, sokakları arşınlarken caddelere döküldüğümde, insana tutunurken insandan koparken kızarken ya da öfke anında hayvanları severken bir ağaca hayretle baktığımda okulda çocuk cıvıltıları içinde bahçede karıncalara ibretle imrenerek baktığımda hafakanlarım üzerimdeyken en coşkulu veya en karamsar bir anımda bir kitabı yutarcasına okuyup bitirdiğimde hayatın bütün ağırlığının üzerimde hissedildiği bir zaman diliminde herhangi birinin tüm içtenliğiyle bana ‘Hayat nasıl? Hayatla aran nasıl’ diye sorması, cevaplamaktan en çok zevk aldığım bir sorudur.

-Z/E :
Hayatımın “zemheri ayı” dediğiniz zor dönemleriniz oldu mu? Hayatınıza yön veren bir hikâyeniz var mı? Özel değilse bizimle paylaşırsanız seviniriz.

-MUSTAFA CELEP:
Hayatıma yön veren bir hikâye yerine dönüm noktası diyebileceğim bir olay (aslında bu benim açımdan her zaman bir olay niteliği taşır) söylemem gerekirse o da Ankara Muradiye Kolejinde lise öğrenimimi yaparken, kendisi de bir şair olan hocam Taha Çağlaroğlu‘yla karşılaşmam oldu. Taha Hocam benim için bir dönüm noktasıdır. Şiir noktasında Taha hocama çok şey borçluyum. İsmet Özel’i de, Sezai Karakoç’u da ondan öğrendim. Üzerimde hatırı sayılır bir katkısı var, bir emeği var. Şiir denen organik varlığı ondan öğrendim. Tutkumun tetikleyicisi oldu her zaman. Şiire olan tutkumun ateşleyicisi bir anlamda. Hemen her ders tahtaya bir mısra yazarak o şiirin işaret ettiği anlam dünyası ile akraba kılardı bizi, kitap okuma şevkimin heyecanımın hevesimin baş mimarı olarak gördüm Taha Hocamı her zaman. Şimdilerde şahsiyetinin büyüklüğünü ve yetkinliğini daha iyi anlamış bulunuyorum. Sadık Yalsızuçanlar’ın yakın arkadaşı olan Taha Hocamın şiir birikimi karşısında hemen har zaman hayranlık duymuşumdur.

-Z/E
Şair olmak isteyen genç adaylara ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz? Zemheri Edebiyat okurları için şiir görüşünü ve şair duruşunu ifade edecek 5 kitap ismi önerebilir misiniz? 

-MUSTAFA CELEP:
Türk şiirinin yaşayan en geniş ufuklu şiirlerine sahip bir Sezai Karakoç bir İsmet Özel henüz hayattayken benim bu soruya cevap vermem haddini bilmezlik olur. Tavsiye vermek yerine varlığımızı borçlu olduğumuz belirleyici temel ilkelere daha sıkı sarılmalarını öneririm, bir şair olarak da bir okur olarak da bir insan bir beşer olarak da. Eğer şiiri ciddiye alıyorlarsa Sezai Karakoç ve İsmet Özel’in şiir üzerine yazdığı metinleri elden düşürmesinler. Bunun dışında Cemal Süreya’nın poetik metinlerini T.S.Eliot’ın edebiyat üzerine düşüncelerini içeren Denemeler ini okuyabilirler. Hüseyin Cöntürk’ün Çağının Şairi (YKY den toplu yayınlanan bütün eleştirel denemelerini) okuma listelerine alabilirler. Yine İlhan Berk’in şiir üzerine yazdığı yazılar, bunun yanında Turgut Uyar’ın Edip Cansever’in hakeza İsmet Özel’in bütün konuşmaları. Sanatta titizlik ve duruş sahibi olmak deyince biz Nuri Pakdil’i, Rasim Özdenören’i, Erdem Bayazıt’ı, Sezai Karakoç’u, İsmet Özel’i, Alaaddin Özdenören’i, Ali Haydar Haksal’ı anlıyoruz. Bu modern zamanlarda sanatta müslümanca duruş nedir’in cevabını biz bu yazarlardan öğreniyoruz. Son söyleyeceğim söz, değerlerimize sahip çıkmazsak yaşayan bir edebiyatımızın ellerimizin arasından kayacağıdır. Bu da vahim bir uygarlık sorunudur.

-Z/E :
Röportaj için okurlarımız adına teşekkür ederiz


Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat

ATEŞ BANDOSU/..Serdar Akdağ Yazısı


3/6/2008 · Kategori: Mustafa Celep Mevzuu

 
ATEŞ BANDOSU*

 

Doksanlar ve sonrasında yazılan şiirin, Türk Şiiri'nin durgunluk dönemi olarak adlandırabileceğimiz Seksen Kuşağı  süreğinde ortaya çıkmış olmasına karşın bu dönem şiirinden hemen hiçbir etki almamasını tek tek iyi şairlerine rağmen Seksen   Kuşağı'nın şiirde dikine bir açılım kazandırma gücünden yoksun oluşuna bağlayabiliriz. Varlığından söz edebileceksek modern şiirin özellikle dolaşımda olan bölümü için en çok izlenen   ve etkisi en çok hissedilen ayağı; İkinci Yeni'nin sakınılması zor bir kanal ve tercih imkanı olarak ortaya çıktığına vurguda bulunmamız gerekir. <******>

 

Doksanlar sonrası ,  İslamî hassasiyetleri ayırıcı bir özellik olarak mesele edinen   kesimin Sezai Karakoç, İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu gibi usta isimlerin   biçim ve içeriksel pratiklerinden faydalanma eğilimlerini bu noktada anlaşılır bulabiliriz.Aktivasyon anlamında geniş, teorik olarak da sağlam bir temellendirmeyi ihtiva eden bir verim, bir mecrayı işaret almak ,kendi özgün ve kemikli doğrusunu şekillendirmede, poetik gelişimini sürdürmede   bir noktaya kadar önemli katkılar sağlayabilecek imkanlar dizisidir. Konu edindiğimiz Mustafa Celep Şiiri'ni okurken de bahsi edilen  paradigmanın derinliğine süzülüp orijinal bir etkinlik alanına evrilebileceğinin işaretlerini yakalıyoruz. Mustafa Celep özellikle Yedi İklim Dergisi'nde yayımladığı şiirlerle dikkat çekmiş bir isim. Bu şiirlerin seneler sonra bir araya getirildiği   Ateş Bandosu ise şairin yayınlanmış ilk kitabı.Dergilerde görünen onca şiir arasından ustalıkla seçilmiş yirmi şiir, editöryal anlamda da homojen bir katkı oluşturmuş. Bu tematik derleme şairin duyarlığına dönük fikir edinmede bütünlüklü   bir izlenim edinmemize yardımcı oluyor.

 

Çıkartma başlıklı münacatla açılan ritme dönük akış, kendi içinde sahici olma gayretini yetkin bir biçimde son şiire kadar devam ettiriyor.Fonetik olarak diri, yer yer taşkınlığa varan bir ses reel planda rasyonalitenin  dışında bir görünüm kazansa da dert edinilen mesele mitomanlaşmadan içtenlikle dile getirilebiliyor.Mustafa Celep varoluş gaye ve serüvenini her ne kadar ağır bir tonla   dile getirse de bu durum  kişileşmiş bir iç sesin konuşmalarına kulak verdiğimiz izlenimini değiştirmiyor.Modernizm adı altında bütün açmazlarıyla birlikte yukarıdan aşağı örgütlenip dayatılmış, artık bir yaşamsal form hüviyeti kazanan tüketim ve yabancılaşma toplumunun içinde yalnızlaşmış,ancak bu amansız yalnızlaşma içinde bile manevi imkanlarını harekete geçirebilme sorumluluğunun ayırımını taşıyan, tenakuzdan arındırılmış, ilkeli bireyin kuralcı yaklaşımını ortaya koyuyor şiirinde.Bu yönüyle kuşakdaşları arasında yazınsal etik bakımdan ayırıcı bir özellik sunma gayreti içerisinde olduğuna vurgu yapabiliriz şairin. <******>

 

Kent yaşamı, teknik,magazinel boşluk ve köksüzlük handikabı gibi günceli kapsayan eleştirilerle birlikte, bağlısı olduğu medeniyete dair diri ve yenileyici, yaşatıcı vurgularla da çağına tanıklık edebilme olgusunu görece kapalı olarak algılanabilecek şiirinde işleyebiliyor şair.Aslında işlevsel olarak kendi içinde dönen bir şiir izlenimi verdiğini söyleyebiliriz bu akışın.Zira modernite karşısında savunma durumunda kalan bireyin anakronik bir ruh durumunu içselleştirmesi de zorunlu bir yöntem olarak anlaşılabilir.Ancak bu geçici durağanlık kanıksanmış ve göstermelik bir doygunluğa kapı aralamaz.İnanç ve yaşam itkisiyle serin, ritmi yoğun bir şarkıya da çevrilebilir.İnanç ve yaşama iştiyakının şiire kattığı daima ergen ve cevval bir damar vardır.Mustafa Celep Şiiri'nin bu damarda konuşlandığından söz edebiliriz.

 

Tay, hançer, aşk,şarkı, koşmak, at, güneş, gül, dünya, şehir, gitmek, konuşmak, ve bu enerjiyi yansıtabilecek özenle seçilmiş kelimeler…Konuşkan ve dik bir sesle Gerçek'in köreltilmesine karşı durmaya çalışan bir söylem. Kederi reddeden, dinginleşmemeyi salıklayan bir duyarlık.Dünya dervişçe ve yabanca değil de devindirici sınırlar çizilerek sakınılan bir olgu. Bir şair ve birey olarak sağlam durmanın imkanlarını kendi içindeki acz ve irade kapsamında inancı da korunak alarak aramaya çalışan bir şiir. <******>

 

Şair bu çabayı yoğunlukla metaforlar oluşturarak  yaygınlaştırıyor.Dizelerin yer yer kesik ancak birbirini takip eden senkronize bir bütünlük içinde sürdürüldüğünü gözleyebiliyoruz. Aslında sorunsuz bir şiiri var Mustafa Celep' in.Ancak dünya, hayat ve varlıkla  olan meselesini şiirine yoğun bir biçimde taşıyor. Çağın gereklerinin fiziksel bir yabancılaşmayı beraberinde getirdiği fasit döngü Müslüman bireyin düşünsel etkinlik alanına açılım da kazandırabiliyor.Bu meyanda   Ateş Bandosu'nda yaşamı kesinlikle dışlamayacak bir 'gerçek'lik algısına sıkça vurgu yapılıyor.

 

Metafizik değil ruhsal bir gerilimden söz açabileceğimiz söz konusu şiir, ikinci yeninin ardıllarından dize yapısındaki sağlamlıkla da ayrılıyor. Başkalarının boşlukta ve boşunalıkta devam eden ama dolu dizgin yaşayışlarının ortasında duyulan yaşama sevdası, varolma çaba ve bilinci belli bir özdenetimle, sınanma erki ve farkındalıkla dillendiriliyor.  

 

Burada bir ara söz olarak modern şairin hakikat sevdasındansa sarih olanı yansıtmak ödevinde olduğunu, bunun bulunulan düzlem ve boyut açısından bir denge zorunluluğu taşıdığına değinmeliyiz. Bizim hissettiğimiz, tanık olduğumuz duygular dışında korku, acı, sevinç, umut ve sair olarak tanımladıklarımızdan çok daha keskin, adı konmamış ve insanlar tarafından sınanmamış, bu bağıntıyla ne gündelik ne de şiir diliyle,  ne araçsal, ne simgesel, ne formel, ne de imge(hayal) boyutuyla ifade edebileceğimiz duygular vardır. Bu yanıyla hakikat durum olarak değişkense de ne öz ne de görüntüsel kodlarıyla bizim algı kalıplarımız, uzam ve zamanla açıklanabilen varlıklarımızın çizdiği realite sınırında sistematik bir anlam vasfını taşımaktan uzaktır.Daha doğru bir ifadeyle bizim sınırlarımız bu anlam dizgesini kavrama yetisinden uzak kılınmıştır. Bu cihetle şiiri uğraş edinmiş de olsa modern kişinin biricik realitesi kafası molozlar içine gömülü bir halde varedilme ve yaşatılma durumudur. Modern şairin benimseyeceği en sahih görüntü   bu standartlar dizgesindeki zavallı vizyonu açılımlarıyla birlikte yansıtma yoludur. Doğruluk dediğimiz bu aczdir. Halihazırda dolaşımda olan genel örnek de budur. <******>

 

Ateş Bandosu'nun vurgulanan ara sözle ilgili olumlu ya da olumsuz bağına değinmeden devam edersek yüksek sesle oluşturulmuş olmasına rağmen mütevazi bir şiir şeklinde alımlayabileceğimiz okumalar sunuyor.Yukarıda da değinildiği gibi daha çok kendi ekseninde dönen bir şiir.Sembol oluşturmak gibi bir iddia gözlemleyemiyoruz.Şair dağarcığını kişisel bildirisini oluşturma yönünde kullanıyor.İleride şiirine açılım kazandırma gayreti içerisinde olup olmayacağı bilinmez ancak bir ilk kitap olarak şiir okurunun ilgisini çekebilecek düzeyde üsluba dayalı bir kıvamı tutturabiliyor.

 

"Bana göre değil boşluğun bayrağıyla dalgalanmak bu çağda

Bir hamle bir atılımla aşkın ve halkın karanlığına

Bu çağda sözümü sakınmayacağım"

<******> "..dostum biraz dua biraz şuur

Kafası düşünmekten çatlayan bu adamla reddediyorum"

"Göç vardır ve tanımlanmayan göç vardır işte oraya

O güneş hatırlanmazsa yaşamak ne ucuz ve içi boş kelimedir"

"Koş ve inkâr et dünyanın diline bıraktığın cam kırıklarıyla

Aklından fersah fersah uzakta olsan

da elbet seni tanıyacak dünya

gölgesinde durup konuştuğumuz bir yolculuk biçimi olarak dünya" <******>

 

Ateş Bandosu süreç içerisinde daha farklı ve daha doğru değerlendirmeler  getirebilecek okumalara açık bir kitap.Bizim burada yaptığımız daha öncesinde olduğu gibi ortaya konan bir emeği olumlu olumsuz hiçbir bağ kurmadan anlamaya çalışma gayreti.Kitabı daha doğru değerlendirenler çıkacaktır. Hak ettiği şekilde karşılanacağını umuyorum.

 

                                                                                                                                                   Serdar AKDAĞ

 

 

(*) Ateş Bandosu, Ebabil Yayınları, Eylül 2007


 

 

 

 

 

Yorum (1) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat